| KUR’ÂN’IN ÜSLÛBU İNSANI NASIL ETKİLER? (2) |
| Cumartesi, 21 Şubat 2026 00:00 | |||
KUR’ÂN’IN ÜSLÛBU İNSANI NASIL ETKİLER? (2)(...dünden devam) Meselâ: وَاِذْ يَرْفَعُ اِبْرَاهِيمُ الْقَوَاعِدَ مِنَ الْبَيْتِ وَاِسْمَعِيلُ رَبَّنَا تَقَبَّلْ مِنَّا اِنَّكَ اَنْتَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ ❊ رَبَّنَآ وَاجْعَلْنَآ مُسْلِمَيْنِ لَكَ وَمِنْ ذُرِّيَّتِنَا اُمَّةً مُسْلِمَةً لَكَ وَاَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبْ عَلَيْنَا اِنَّكَ اَنْتَ التَّوَّابُ الرَّحِيمُ ❊ رَبَّنَا وَابْعَثْ فِيهِمْ رَسُولاً مِنْهُمْ يَتْلُو عَلَيْهِمْ آيَاتِكَ وَيُعَلِّمُهُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُزَكِّيهِمْ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ❊: İbrâhîm, İsmâîl’le beraber Ev’in temellerini yükseltiyor: “Rabbi’imiz, bizden kabul buyur, kuşkusuz sen işitensin, bilensin. Rabb’imiz, bizi sana teslîm olanlar yap, neslimizden de sana teslîm olan bir ümmet çıkar; bize ibâdet yerlerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Sen! Rabbimiz, onlara kendi içlerinden, senin âyetlerini kendilerine okuyacak, onlara Kitâb’ı ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir elçi gönder. Her zaman üstün gelen, her şeyi yerli yerince yapan yalnız sensin, sen! (Bakara: 2/127-129) âyetlerinde Kur’ân, Hz. İbrâhîm’in, oğlu İsmâîl ile birlikte Ka‘be’yi inşâ ederken yaptığını anlatmaktadır. Olay çok önceden geçmiştir. Fakat Kur’ân, bu geçmiş olayı “İbrâhîm Ka‘be’yi yaptı” şeklinde geçmiş zaman kipiyle anlatmıyor; “İbrâhîm, Ka‘be’nin temellerini yükseltiyor” diye şimdiki zaman kipiyle anlatmaya başlıyor ve hemen sözü İbrâhîm’in ağzına koyuyor: “Rabbimiz, bizden kabul buyur, çünkü sen işitensin, bilensin!” Artık biz, İbrâhîm’in, oğluyla birlikte Ka‘be’yi yapmakta olduklarını seyrediyor ve onların du‘âsını işitiyoruz. Olay eski değil, gözümüzün önünde geçen taze bir olaydır. Kur’ân, gelecekte vukubulacak bir olayı, cennette mü’minlerin, cehennemde kâfirlerin hallerini anlatırken de genellikle gelecek zaman kipini değil, geçmiş veya şimdiki zaman kipini kullanır. Bu da olayın kesinlikle vuku bulacağını gösterdiği gibi, aynı zamanda olayı karşımıza getirir. Âdetâ cennetliklerin ni‘met içindeki sevinçlerini, cehennemliklerin azâp içinde kıvranışlarını görürüz. Kur’ân, görülen manzarayı, zihnî bir olayı, ruhî bir hali olduğu kadar insan karakterlerini, insan tiplerini de canlı bir tablo halinde gözle görülür şekle sokarak anlatır. Çizdiği tablolara hayat verir. Bir de bakarsınız ki o soyut mânâ şekillenmiş, o insan karakteri cisimlenmiş, o geçmiş olay canlanmış. Canlandırdığı olaylara bir de konuşma katınca sahnenin bütün elemanları tamamlanmış olur ve okuyucu veya dinleyici, olayın vuku bulduğu alana çekilir. Gördüğü manzaralar karşısında dinleyici, bunun okunan bir söz veya anlatılan bir mesel olduğunu unutur da hareket eden kişilerin yaptığı olayları görür. Kur’ân’ın anlattığı kıssalar, onun ifâde stilinde hayatın hikâyesi olmaktan çıkar da hayatın kendisi olur. Kur’ân’ın bütün anlatımında bu tasvîr ifadesini görürüz. Onun kullandığı zamanları, genel ifâde tarzı içinde düşünüp değerlendirmek gerekir. ***
|