HAKKA KARŞI GELEN VE PEYGAMBERLERİ ÖLDÜRMEKTEN ÇEKİNMEYEN İSRAİL OĞULLARI (3) PDF 
Çarşamba, 15 Ekim 2025 00:00

HAKKA KARŞI GELEN VE PEYGAMBERLERİ ÖLDÜRMEKTEN ÇEKİNMEYEN İSRAİL OĞULLARI (3)

(...dünden devam)

Allah'a doğru inanan her milletin ve her din mensubunun böyle güzel vasıflar kazanacağını anlatmaktadır. Âyette olmayan şeyi âyete sokup onun evrensel anlamını daraltmak, âyeti tahrif etmek demektir. Reşid Rizâ şöyle diyor:

"Müfessirlerin çoğunluğu, âyeti: 'Kitâb ehli de sizin inandığınız şeylere, sizin inandığınız gibi inansalardı, dünyâda da âhirette de onlar için iyi olurdu. Fakat Yahudilerden Abdullâh ibn Selâm ve adamları; Hıristiyanlardan Necâşî ve adamları gibi sadece bazıları inandı ama çokları dinlerinden çıkmışlardır. Ne dinlerin en olgunu olan İslâm’a girmişler, ne de kendi dinlerinin hükümlerine bağlı kalmışlardır. Çokları küfre sapmışlardır." şeklinde anlamışlardır. Bu sözlerinden, Kitap ehlinden kendi dinine samimiyetle bağlı, dinin emir ve yasaklarına uyan hiç kimsenin bulunmadığı anlaşılır. Bu tür anlayış ne makuldür, ne de insan doğasına uygundur. Zira her toplumda bir kısım insanlar dinde aşırılığa giderler, bir kısmı da ılımlıdırlar. Bir kısmı da hiç dine aldırış etmeden fıska ve isyana yönelirler. Her toplumda bu üç fırka vardır: (Aşırılar, ılımlılar, günâh­kârlar).

Daha ziyade ilk çıktığı sırada dine bağlılık fazla olur, zaman geçmekle fısk çoğalır. Nitekim yüce Allah buyurmuştur: "İnananlar için hâlâ vakit gelmedi mi ki kalbleri Allah'ın zikrine ve inen hakka saygı duysun ve bundan önce kendilerine Kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalbleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar?" (Hadîd Sûresi: 16)

Kur'ân, hiçbir millete, bütün bireylerini kapsayacak biçimde genel hükümle fısk damgasını vurmamıştır. Bazen kesir (çoğu), bazen ekseru­hum (çokları) deyimiyle onların arasında fâsıkların çoğunlukta olduğunu söylemiştir. Genellik ifade eden bir söz kullandığı zaman mutlaka istisnâ da kullanarak o toplumun içindeki iyileri, kötü vasfın dışında tutmuştur. Meselâ: Pek az inanırlar." (Nisâ Sûresi: 46), "Sonra pek azınız hariç döndünüz, hâlâ da yüz çeviriyorsunuz" (Bakara Sûresi: 83) âyetleri, onların içinde doğru inanan insanların bulunduğunu ifade ediyor. Yahut kötülüğü sadece bazılarına bağlar: "Kitap ehlinden öylesi vardır ki ona yüklerle emânet bıraksan onu sana öder. Onlardan öylesi de vardır ki ona bir dinar versen, sürekli olarak başına dikilmeden onu sana ödemez. '' (Âli İmrân Sûresi: 75), "Mûsâ kavminden bir topluluk da var ki gerçeğe götürürler ve onunla adâlet yaparlar. " (A'râf Sûresi: 159) , "Eğer onlar Tevrâtı, İncîl'i ve kendilerine indirileni gereğince uygalasalardı, muhakkak ki üstlerinden ve ayaklarının altın(daki ürünler)den yerlerdi. İçlerinde ılımlı bir ümmet var ama, çoğu, ne kötü işler yapıyorlar!" (Mâide Sûresi: 66)

(devamı yarın..)

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş