| SADAKA (19) |
| Cuma, 22 Ağustos 2025 00:00 | |||
SADAKA (19)(...dünden devam) İslâm, servetin belli ellerde yığılmasını istememiş, halka yayılmasını emretmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanında halk tabakaları arasında sosyal denge sağlanmış, aradaki büyük farklar erimiştir. Ama insan karakteri kolay değişmez. Zaman geçince insanların servet tutkusu yine üste çıkmış, yine mülkler, büyük sayıda köle ve cariye sahibi zenginler, ağalar ve ezilen geniş halk kütleleri görülmeğe başlamıştır. Ne Emevî idaresini, ne Abbâsî idaresini, ne de Osmanlı idaresini, tam İslâm’ın ruhuna uygun idareler olarak görmek mümkün değildir. İslâm dengeli bir servet dağılımı istemektedir. Bu idarelerde denge mi vardı? Üç beş zenginin köyünde ırgat olarak çalışan halk kütleleri, ya da onların zekât ve fıtrasına bakan insanlar! Ne yazık ki bunlar, bu despotluklarını sürdürebilmek için İslâm’ı da kendi servetlerine kalkan yapmasını bilmişlerdir. Muâviye'nin, denge isteyen Ebûzer'i Şam'dan nasıl kovduğunu, Kenz maddesinde anlatmıştık. Muhteris kişilerin iş başına gelişi, İslâm’ın ruhuna uygun idarenin kurulmasına engel olmuştur. Nasıl Arap müşrik ve münafıkları, geleneklerini, inanmalarına engel, daha doğrusu yönettikleri sömürü düzenine kalkan yapmış idiyseler. Mal, karakteri zayıf insanları çabuk bozar. Siyaset de öyledir. Ama sağlam karakter sahibi şahsiyetleri mal bozamaz. Bunların elinde mal, hayra vesile olur. Hz. Ebûbekir, Hz. Osman, Abdurrahmân ibn Avf gibi kişileri servet bozmamış, onlar servetlerini, ülkülerinin yayılmasına vasıta kılmışlar. Hz. Ebûbekir, fakir düşünceye kadar malını harcamıştır. İşte bu ruhu yaşatmaya çalışan İslâm tasavvufu, fakir düşünceye dek malını Allah yolunda harcamayı temel prensiplerinden biri olarak benimsemiştir. Abdullah ibn Abbâs’ın rivâyetine göre Tevbe: 53. âyet, “Bana izin ver, ben evde kalayım, ben sana paraca yardım yapayım” diyen Cedd ibn Kays hakkındadır[1] . Tamahkâr insanın elindeki mal ve evlât kendisine azâbdır. Çünkü öyleleri bep malın muhafazasını düşünürler. Düşündükçe tamahları artar, düşmanları da çoğalır. Vicdanen rahatsız olurlar. Çünkü Allah'ın, kişiye malı ile azâbetmesi, malının kendisini huzursuz edip dertlere sokmasıdır. Evlâdıyla azâbetmesi de evlâdının kendisine karşı gelmesiyle, hasta olmasıyladır. İnsan çeşitli şekillerde evlâdından çeker. (devamı yarın..) [1]. Câmi‘u’l-beyân: 10/152
|