| SADAKA (16) |
| Salı, 19 Ağustos 2025 00:00 | |||
SADAKA (16)(...dünden devam) Hz. Ömer’in, kaynaklarda müellefe-i kulûb olarak gösterilen kişilere zekâttan pay vermemesi gayet yerindedir. Çünkü Peygamber (s.a.v.) onlara, ganîmet hakkındaki âyetin birinci maddesine dayanarak, kendi ictihadiyle uygun gördüğü miktarda ganîmet vermiştir. O halde Huneyn’de kendilerine fazla ganîmet verilmiş olan kişilerin, Tevbe: 60. âyeti kendileri hakkında sanmaları ve buna dayanarak zekât almağa çalışmaları haksızlıktır. Hz. Ömer bu haksızlığı kabul etmemiştir. Fakat kalbleri İslâm’a ısındırılması gereken kişilere her zaman müellefe-i kulûb fonundan zekât verilmesi, Allah’ın emridir. Allah’ın koyduğu bu ödülün sürdürülmesi farzdır. İmam Fahre’d-dîn Râzî de imamın (devlet başkanının) İslâm’a ve müslümanlara yararlı gördüğü kimselerin kalbini ısındırmak için zekât verebileceğini söylüyor. Kalbleri kazanılacak kimselerin müslüman olmaları şart değildir. Müslüman olanlara da, olmayanlara da bu amaçla zekât verilebilir[1] . Fî’r-rikab: Köle olan, boyunduruk altında bulunan kimsedir. Köleleri özgürlüğe kavuşturmak için ya kendilerine zekât verilir veya zekât ile bunlar satın alınıp serbest bırakılır. el-Ğârimîn: Borçlular demektir. Herhangi bir suretle borç altına girmiş kimseyi bu durumdan kurtarmak için zekât verilir. Fî-sebîlillâh: Allah yolunda demektir ki Allah için yapılan her şey bunun içine girer. Gâzîlere, Hasan-ı Basrî'ye göre hacca gidenlere de zekât verilebilir[2] . Köprü, kale, mescid yaptırmak, savaş araçları yapmak veya satın almak hep “Allah yoluna” tabirinin kapsamına girer[3]. İbni's-sebîl: Bir yere giderken yolda parası tükenen yolcu demektir. Bu adamı varacağı yere ulaştırmak için zekât verilir. Kendi memleketinde zengin de olsa, eğer memleketinden para temin edecek durumda değilse ona zekât verilir. Âyetin anlamı geneldir. Zekât verilecek kimselerin müslüman olması kaydı konulmamıştır. Âyetin genel hükmüne göre hangi dinden olursa olsun fakir olanlara zekât ve sadaka verilebilir. Ancak zekâtın yalnız müslüman fakirlere verileceğine dair haberler varsa da[4] biz bu âhâd haberlerinin, âyetin genel anlamını tahsis edemeyeceği kanısındayız. Kur’ân, Allah'ın muhtaç kulları arasında bir ayırım yapmamış, herkese yardımı emretmiştir. Nitekim Hz. Peygamber, eşi Safiyye'nin akrabâsı olan iki Yahûdî'ye sadaka (zekât) vermiş, verdiği bu mal, otuz bin dirheme satılmıştır[5] . Hz. Ömer de, kör bir Yahûdî fakire maaş bağlatmıştır[6] . İslâm âlimlerinden bazıları gayri müslim fakirlere zekât verilebileceğini, bazıları verileme-yeceğini, bazıları da müslüman fakir yoksa onlara da verilebileceğini söylemişlerdir. Belki bu üçüncü görüş en uygunudur. Tabii önce müslümanın elinden tutmak lâzımdır. Maamafih bir memlekette çok muhtaç gayri müslim varsa onları tamamen ihmal etmek de doğru olmaz. Allah'ın kullarını sevindirmek lâzımdır. Hele hele modern demokratik ülkede vatandaşlar arasında ayırım yapmamak için muhtacolan herkese zekât verilebilir. Ancak dinî bir vergi olan zekât ile dine karşı olan kimseleri veya kurumları desteklemek doğru olamaz. Çünkü din aleyhindeki bir eylemi veya kurumu desteklemek din ile bağdaşmaz. “Allah kendisine yardım edene yardım eder.”[7] Ve Allah, “Allah, kimin gaybda (görmediği halde) kendisine ve elçilerine kimin yardım edeceğini bilsin.” (devamı yarın..) [1]. Aynı. [2]. İbn Kesîr, tefsîr: 2/367 [3]. et-Tefsîru'1-hadîs: 12/173 [4]. Mefâtîhu’l-ğayb: 16/115 [5]. Kitâbu’l-emvâl, tercemesi: Cemaleddin Saylık, s. 570-571 [6]. Mefâtîhu'l-ğayb: 16/115 [7]. Hac: 88/40
|