SADAKA (11) PDF 
Perşembe, 14 Ağustos 2025 00:00

SADAKA (11)

(...dünden devam)

274. âyet de Allah yolunda mallarını gece gündüz, gizli ve açık harcayanların, Allah katında büyük mükâfatlara ereceklerini korku ve üzüntü görmeyeceklerini müjdeliyor.

(Sadakalar) Şu fakîrlere mahsustur ki, Allah yolunda kapanıp kalmışlardır. Yeryüzünde gezip dolaşamazlar. Câhil [1] , utangaçlıklarından dolayı onları zengin sanır. Onları sîmâlarından (yüzlerinden) tanırsın. Yüzsüzlük edip insanlardan istemezler. Yaptığınız her hayrı Allah bilir. (Bakara: 92/273)

92/273. âyetin, Peygamber(s.a.v.)in mescidindeki sofada oturdukları için kendilerine Ashâb-ı Suffa denen fakir muhâcirler hakkında indiği söylenir. Bunların sayılarının dörtyüz olduğu hakkında rivâyet varsa da ortalama sayıları, üçyüzdür. Ancak bunlardan isimleri bilinenler yüze varmaz. Kendilerini Kur’ân öğrenmeğe, gazâlara katılmağa adamış olan bu yoksul sahâbîler, sûfîlerin, ilim öğrencilerinin, sürekli asker mücâhidlerin önderleri sayılabilirler. İşte âyette gerek bunların, gerek sadaka verilmesi gereken öteki yoksulların güzel vasıflarına işaret edilmektedir. Sadakalar o yoksullara verilmelidir ki Allah yolunda kuşatılmışlardır. Bir tarafa gidip çalışacak durumda değillerdir, hallerini de kimseye belli edemezler, utanırlar, kimseden bir şey isteyemezler. Bilmeyen, onları görünümlerinden zengin sanır. Oysa gerçekten yoksuldurlar. İşte öyle yoksulları bulup sadaka vermek gerekir. Peygamber (s.a.v.): "Asıl fakir, ortalıklarda dolaşıp dilenen, kendisine bir iki hurma veya lokma veya bir ekmek parçası verilen kimse değil, kendisine yetecek kadar rızık bulamayan, hali bilinmediği için sadaka da verilmeyen, kimseden de bir şey isteyemeyen fakirdir.”[2] buyurmuştur.

İslâm’da zaruret olmadıkça dilenmek hoş görülmez. Peygamber (s.a.v.): "’Yanında kendisine yetecek kadar geçimi bulunan kimse dilenirse dilenmesi, kıyâmet gününde gelip yüzünü tırmalar’ buyurmuştur. ‘Yâ Resûlâllah, kendisine yetecek geçim nedir?' diye sormuşlar: ‘Beş dirhem veya bunun karşılığı altın' demiştir.”[3]

(devamı yarın..)


[1] . Câhil: kaba, anlayışsız anlamına geldiği gibi, bilmeyen anlamına da gelir.

[2] . Müslim, Zekât, bâb: 34, hadîs:101; Nesâ'î, Zekât, 76; Muvatta', Sıfatu'n-Nebîyy, 7; İbn Hanbel, Müsned: 1/384, 446

[3] . Ebû Dâvûd, Zekât 34; Tirmizî, Zekât 22; İbn Mâce, Zekât 26; İbn Hanbel, Müsned: 1/388, 441

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş