KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (40) PDF 
Cuma, 28 Haziran 2024 00:00

KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (40)

(...dünden devam)

Bagajlarımı almak üzere bagaj bölümüne vardığımda bi­zim Seher’in damadı “Sinan İlhan” ve bir arkadaşını gördüm. Beni karşılamaya gelmişler. Valizleri arabaya koyduk. Sinan’ın bir işi varmış. Türkiye’den gelen bir hey’eti karşılayacak. Beni arkadaşı eve getirdi. Gülden sevindi. Bekledik, Sinan saat üçte geldi. İkindi vakti umre yapmak üzere Mekke’ye hareket ettik. Hepimiz ihramlı. Arabayı Sinan kullanıyor. Hanımı Gülden, kızı 2,5 yaşındaki Merve ve ben varım.

İftar vaktine 45 dakika kadar vardı. İkindi namazını kıldıktan sonra başladığımız tavafı tamamladık. İftâr olmak üzere. Orada kurulu hurma sofralarından birkaç hurma ile orucumuzu açtık, sa’yimizi yaptık. Ancak çocuk Merve yürümüyor. Babasının kucağında sa’y zor oluyor. Sinan:

– Ben araba alayım, dedi.

Hastaların, güçsüzlerin sa’yettirildiği itme arabalar var. Dört tekerlekli bisikletler. Araba da hemen verilmiyor. Kuyrukta beklemek lâzım. Bir saate yakın bekledik. Sonunda geldi araba. Gülden ile Merve arabaya bindirildi. Sinan onları iterek sa’y yaptırıyor. Sa’y tamamlandı.

Yatsı namazı, ardından terâvîh. Terâvîh hatimle kıldırılıyor. Yatsıyı kıldıran kişi, iki rek’at sünnetten sonra 10 rek’at terâvîh kıldırıyor. Bu kez nöbeti başka bir imam devr alıyor. İkinci 10 rek’atle Vitr’i o kıldırıyor. Ertesi akşam ise ikinci imam birinci imamın yerini, birincisi de ikincisinin yerini alıyor. Yatsıyı ve ilk 10’u o, ikinci 10 ile Vitri birincisi kıldırıyor. Ve her akşam böyle takdim ve tehir ile terâvîh kıldırıyorlar. İki imam da çok kuvvetli hafız. Hele ikinci imam, son derece güzel bir sese ve kıraata sahip. Sıkmadan kıldırıyor. Birincisi de dokunaklı okuyor ama çok yavaş ve biraz usandırıcı oluyor.

Cuma gününden, perşembe gününe kadar Mekke’de kaldım. Bu arada Konya’­dan gelen umrecilerle karşılaştım. Dr. Nurettin Boyacılar, Ahmet Baltacı, Dr. Hüseyin Küçükkalay, Konya Diyanet Eğitim Merkezinde okuyan 23 talebeyi umreye getirmişler. Üç akşam Harem’de onlarla beraber iftar ettik, terâvîh kıldık.

Bir ara bir münasebetle kerametten söz edildi de, ben Şeyh Sa’dî’nin, Allah velîlerinin hallerinin her zaman bir olmadığını anlatan bir şiirini okudum. Ahmet Baltacı:

– Onu lütfederseniz yazalım, dedi.

– Yaz, dedim:

يكي ﭘرسيد از ان ﮔم كرده فرزند كه أي روشن ضمير ﭘير خردمند

ز مصرش بوي ﭘيراهن شنيدي ﭽرا در ﭽاه كنعانش نديدي

ڊﮕفتا حال ما برق جهان است   دمي ﭘيداو و ديﮔر دم نهان است

ﮔهي بر طارم اعلا نشينم     ﮔهي بر ﭘشت باي خود نبينم

اﮔر درويش بر حالي بماندي   سر دست از دو عالم بر فشاندي

Manası: Biri oğlunu kaybeden zata sordu:

Ey içi aydın, akıllı ihtiyar

Sen ta Mısır’dan Yusuf’un gömleğinin kokusunu aldın da

Neden (burada) Kenan ilindeki kuyuda onu geremedin?

Dedi ki: Bizim halimiz cihanın şimşeğine benzer

Bir an görünür, bir an kaybolur

Eğer derviş bir halde kalsaydı

İki cihandan da elini tamamen çekerdi

Bu iftârlarda vaktiyle talebemiz olan, şimdi Ümmü’l-Kurâ ÜniversitesiBilim Merkezinde Araştırmacı olarak çalışan Necati’­nin getirdiği sandviçleri yiyorduk. Dedim:

–Necati, ben iki defa bir şeyler aldım, içeri girerken kapıda polis:

–. الاكل ممنوع ليس هنا مطعم :Yemek yasaktır, burası lokanta değil, diye bırakmadı. Ben onlara: “كل الناس يأكلون في الداخل: Herkes içeride yiyor” deyince: “يأكلون ما ذا يأكلون التمر: Ne yiyorlar, hurma yiyorlar.” Dedi. Sen nasıl bu yemekleri sokabiliyorsun?

Necati fakültede sevdiğim talebeden idi. Ama burada düşünceleri koyuluğa doğru değişmiş. Hadislerin nerede ise hepsinin sağlam olduğunu sanıyordu. Ben bu görüşün aşırı olduğunu söyledim.

–İyi ama hocam, sizin hakkınızda yanlış kanâat beslememek için soruyorum. Şimdi hadisler hakkında menhec ne olacak? Bu hadisleri kaldırıp atacak mıyız?

–Hayır, hâşâ. Eğer bir söz, gerçekten Peygamber’in sözü ise ona kimsenin itiraz hakkı yoktur. Yani bir Müslüman, Peygamber’in sözüne itiraz edemez. Ama Peygamber sözü diye ortaya atılan bu sözlerin hepsi gerçekten Peygamber’in sözü müdür? İşte mesele bunu tespit etmektir.

–Peki bunun ölçüsü ne olacak?

–Onun metodu şu: Bu hadisler senet bakımından kritik edilmiştir. Bu iyi ama yeterli değil. Bizim için asıl olan Kur’ân-ı Kerîm’dir. Şimdi Peygamberimizin görevi vahye uymaktır. O, vahye aykırı bir şey söylemez, söyleyemez. Çünkü Kur’ân:اِتَّبِعْ مآ اُوحِيَ إلَيْكَ مِنْ رَبِّكَ: Rabbinden sana vahyedilene uy.” buyurmuştur. Peygamber’in görevi, vahyi insanlara duyurmaktır. Öyle ise Peygamber’in kendi sözü Kur’ân’a aykırı olamaz. Oysa Kur’ân’a ters pek çok hadis vardır. Kur’ân bir şey söylüyor, bu hadisler başka bir şey söylüyor. Öyle ise Kur’ân’a ters olan bu sözler, Peygamber’in sözü değildir. Bunlar, Peygamber’in ağzına konmuş yakıştırma sözlerdir. Bunları ayıklamadıkça gerçek İslâm’ı bulamayız. Şimdi yapılacak iş, âlimlerin veya ihtisas hey’etlerinin, Kur’ân’ı baz alarak hadisleri yeni baştan ele alıp Kur’ân’a vurmaları, bu hadislerin metninin, Kur’ân’a uyup uymaması bakımından kritiğini yapmalarıdır. İşte menhec budur. Eğer hadis, senet bakımından sağlam, metin bakımından Kur’ân’a uygun ise Kur’ân-ı Kerîm’den sonra İslâm şerîatinin ikinci kaynağıdır.

Bu sözlerimi Necati kabul etmiş göründü. Orada dinleyen Ahmet Baltacı da:

–Bu güzel bir şey dedi.

***

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş