KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (24) PDF 
Çarşamba, 05 Haziran 2024 00:00

 

KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (24)

 

(...dünden devam)

Dikkat edilirse fiiller hal ve istikbal ifade eden muzari veya ism-i fail kipindedir, mazi ki­pinde değil. Yani bu iyiler sadece mazide olan insanlar arasında değil, şimdi yaşayan insanlar arasında vardır, demek­tir. Şimdi de şu âyetlere bakınız:

Yahudilerin olumsuz davranışları anlatıldık­tan sonra buyuruluyor ki: “Ama hepsi bir değildir. Kitap ehli içinde gece saatlerinde kalkıp Allah’ın âyetlerini okuyarak secdeye kapanan bir topluluk da vardır. Onlar Allah’a ve âhirete inanırlar iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayır işlerine koşarlar. İşte onlar iyiler­dendir. Yapacakları, hiçbir iyilik inkâr edilmeyecek (yaptıklarının karşılığı verilecek)tir. Allah korunanları bilmektedir.” (Al-i İmrân Suresi: 113-115)

Âyetlerdeki fiiller, hep muzari kipidir. Geçmişteki kavimden değil, âyetlerin indiği zamanda mevcut ka­vimden söz etmektedir. Kitap ehli içinde temiz yürekli, Allah’a ve ahirete inanıp geceleri Allah’a ibadet eden, gün­düzleri hayır işlerine koşan, iyilik yapmağa çalışan insanların Allah katında ödüllendirilece­ğini bildirmektedir.

Demek ki Allah’a şirksiz, ahirete seksiz inanıp salih amel yapan herkes İslâm dairesi içindedir.

Peygamber’in vazifesi, Allah ile kul arasına girmek değil; Allah’ı bir bilip O’na kulluğa götürmektir.

Peygamber’in görevi, Allah’a iman ve yalnız O’na kulluk gereğini duyurmaktır: Sana düşen, sadece tebliğdir.” (Şura Suresi: 18) Ne pey­gamber ne de herhangi bir varlık, Allah ile kul arasına giremez.

Ancak Hz. Muhammed (s.a.)’in peygamberliğini duymuş Kitap ehlinin, onun gerçekten Hak tarafından vahy alan bir peygamber olduğuna; Kur’ân’ın ona vahyen verildiğine inanması, onun dininin yayılmasına engel olmaması gerekir. Bunu kabul ederse, kendi dininin hükümlerine göre amel etse de Allah’a şirk koşmadıkça ahirette mutluluğa erecektir. Bu bizim kanaati­miz değil, Kur’ân’ın açık ifadesidir.

Kur’ân böyle söylerken, meşhur meallerimiz ve tefsirlerimiz, bu âyetlerin manasını öyle. bir tahrif etmişlerdir ki onların yaptıklarından Allah’a sığınırız. “Allah’a iftira edenlerin asla onmayacağını” Kur’ân belirtiyor. Kur’ân, kendisinin Tevrat’ı tasdik edici olarak indirildiğini her yerde vurgularken bu mealciler, hemen araya kâh (Tevrat’ın aslını), kâh (Tevrat’taki iman esaslarını doğrulayıcı) şeklinde açıklamalarla âyetin mânâsını keyiflerine göre saptırmışlardır. Peki Kur’ân’ı indiren Allah’ın maksadı, eğer Hz. Peygamber devrindeki   Tevrat değil de Tevrat’ın mevcudolmayan aslı idiyse bunu açıkça belirtmekten hâşâ aciz mi idi ki öyle dememiş de Yahudilere hitaben: Sizin yanınızda bulunan Tevrat’ı doğrulayıcı olarak indirdiğimiz Kur’ân” demiş. Kur’ân’ın açık ifadesinden ayrılmak, lafza tahammül edemeyeceği mânâlar yüklemek, Kur’ân’ın anlamını tahriften başka bir şey de­ğildir. Çürük ahad rivayetleriyle Kur’ân’ın evrensel düşüncesini daral­tmaktan Allah’a sığınırız.

(devamı yarın..)

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş