KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (7) PDF 
Pazar, 19 Mayıs 2024 00:00

KUR’ÂN SEVDASIYLA GEÇEN BİR ÖMÜR (7)

(...dünden devam)

İki ay sonra, Diyanetten almış olduğum iki aylık bursu ki -348 lira tutarında idi– maaşımdan kestiler. Her ay ellişer lira kesiyorlardı. Maaşım ise 362,5 lira idi. 115 lira da kiraya verince geriye 200 lira kalıyordu ki bu para yetmiyordu. Bereket versin 60 lira kadar da cemaat aralarında toplayıp bana yardım ediyordu.

İki Şerefeli Camiinde bir kış geçirdim. Yaz aylarında, Ulus Meydanı’nın ortasında bulunan Hal’in karşısında, iki imamlı bir cami olan İbâdullah Camiinin bir kadrosu boşalmıştı. Yapılan tercih sınavına ben de katıldım. Yine ben kazandım. Bu kez görevimi İbadullah’a naklettiler. İki ay da orada görev yaptım. Evim oraya uzak olduğundan tekrar eski caiime geldim.

1973 yılında araştırma ve incelemede bulunmak üzere gittiğim Irak’ta dokuz ay kaldım. Aynı yıl 2,5 ayda Mısır’da kaldım.

Merhum Hocamın ilgisi ve asistanlığım

Fakülte talebeliğim sırasında Tefsîr ve Hadis Hocamız Prof. M. Tayyib Okiç bize ilgi gösterirdi. Kendisi derste anlatacağı hadisi yazmak için beni kaldırır. Hadisi ben tahtaya yazardım, kendisi de açıklamasını yapardı. Benim de gayem Tefsîr Kürsüsüne asistan olmaktı. “İslâm’a İtirazlar Kur’ân-ı Kerîm’den Cevaplar” adlı eserimi, Hocamın kontrolünde mezuniyet tezi olarak hazırlamıştım. Bu tez takdir görmüştü. Zaten hocamız da beni asistan olarak almak istediğini söylüyordu.

Hocam Tayyib Bey’in Talebeleri ve asistanları:

20 yıl İlâhiyat Fakültesinde, 7 yıl kadar Yüksek İslâm Enstitüsünde, 3 yıl da İslâmî İlimler Fakültesi’nde ders okutmuş bulunan muhterem hocamız, pek çok talebe yetiştirmiş, birçok asistanı ve doçenti de profesör yapmıştır. İlâhiyat Fakültesinde Tefsîr, Hadis ve İslâm Hukuku kürsüleri ona bağlıydı. Bu kürsülere alacağı asistanları çok titizlikle seçerdi. İslâm Hukuku kürsüsünde öğretim görevlisi olan Doç. Dr. Esat Kılıçer, Hadis Kürsüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Talat Koçyiğit ve Prof. Dr. Mehmet Hatipoğlu, Tefsîr Kürsüsü Öğretim üyesi Prof. Dr. İsmail Cerrahoğlu ve bu satırların yazarı naçiz Süleyman Ateş, onun yetiştirdiği asistanlarıdır. Merhum Hocamız, Fakülte albümü olan “Kürsü”nün 68-69’ncu sayısına yazdığı makalede şöyle diyor:

“Burada şahsımla ilgili bir hususa temas etmek istiyorum... Merhum babam Muham­med Tevfik, bütün tahsilini İstanbul’da yapmıştı. Feyz aldığı bu memlekete karşı merhumun ödemek durumunda olduğuna inandığım borcumun hiç olmazsa bir miktarını nâçiz çalışmalarımla karşılamak, benim için en büyük bir vazife olmuştur. Kendimi âlim olmayan, fakat âlimler yetiştiren bir hoca olarak kabul etmek bana yetmektedir. Bundan maksadım tıpkı Garp’ta olduğu gibi Türkiye’de de modern ilmî metotlarla, İslâm İlâhiyatı sahasında ciddî şekilde çalışacak Pionierleri ilk defa olarak acizane okutup kürsülerini idare ettiğimi belirtmek, asistan ve doçentlerini yetiştirdiğimi söylemektir. Cenabı Hakk’a şükürler olsun ki bütün güçlükleri, her türlü maniayı aşıp bu mes’elede muvaffak olduğuma inanıyorum.

“Asistanlarımı yalnızca talebem arasından seçme prensibime daima riâyet ettim. İlk asistanlarımı, senelerce beraber bulunduğumuz ve hepsi de muhtelif yönlerden başka başka değer ve meziyet taşıyan pek çok talebem arasından, Tefsîr ve Hadîs’e meyil ve sempatisi olan, zekâ, ahlâk ve fazilet sahibi, üstelik Arapçaları kuv­vetli birinci ve ikinci devre mezunlarından seçtim.

“Zekâ, kabiliyet, ahlâk ve dine bağlılık vasıflarıyla mütema­yiz, modern ilim araştırmalarında başarılı, Arapça ve yabancı dillerde kuvvetli bu değerli doçent ve asistanlarımın başında Doç. Dr. Talat Koçyiğit gelmektedir… İkincisi ortanca oğlum Tefsîr Doçenti Dr. İsmail Cerahoğlu’dur. Bu iki değerli oğlumdan başka iki küçük oğlum daha vardır. Birincisi Hadis Doçenti Dr. Mehmet Said Hatipoğlu’dur...İkinci küçük oğlum Tefsîr Asistanı Dr. Süleyman Ateş’i de, keza uzun gayretlerle Tefsir Kürsüsüne celbedebildim...İdareten bana bağlı olan İslâm Hukuku Kürsüsünde iyi yetişmiş değerli asistanım Dr. M. Esat Kılıçer’i de burada anmam yerinde olacaktır.” (Kürsü, s. 42-43)

Merhum hocam Prof. Tayyib Bey Çok bilgili ve son derece alçakgönüllü idi. Kendisinde kibirden eser yoktu. Herkesle konuşur, herkesin hal ve hatırını sorardı. Güleç yüzlüydü, şakayı severdi. Özellikle kılıbıklık konusunda asistanlarını birbirine düşürür, onların “Sen kılıbıksın, şöyle yaptın, evde badana yaptın, çamaşır, bulaşık yıkadın, evi süpürdün,...” gibi sözlerle birbirlerini suçlamalarından son derece hoşlanırdı. Talebesi ona saygı beslerdi. Ama bu saygı korkudan veya not endişesinden değil, sevgiden kaynaklanırdı. Her talebesinin derdini dinler, hattâ mezun olmalarından sonra da onların işleriyle ilgilenir, mektuplarına cevap verirdi. “Mektuba cevap vermemek, selâm veren adamın selâmını almamaya benzer” derdi.

Hasılı muhterem Hocamız Prof. M. Tayyib Okiç, tam bir insan, gerçek bir Müslümandı. Gerçi geriye, sulbünden bir çocuk bırakmadı ama kendisine duâ edecek pek çok talebe bıraktı. Onun güzel adı bu gök kubbede uzun zaman çınlayacaktır. Allah gani gani rahmet eylesin.

Tayyib Bey’in cenaze namazını ben kıldırdım ve cenazesini de Donatım Müdürü Mustafa Kalfaoğlu yönetiminde Sarajevo’ya gönderdim.

(devamı yarın..)

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş