İslam’da Kul Hakkı *** Muharrem Orucu
Pazartesi, 19 Eylül 2011 20:11

İslam’da Kul Hakkı

Saygıdeğer hocam, öncelikle hürmetle ellerinizden öper sağlık ve afiyetler dilerim, yazılarınızı günlük takip ederim, ayrıca kitaplarınızı da okuyarak beşeri hayatla, ahiret hayatı ilişkilerinde sağlıklı doğru bilgi edinme gayreti ile aile yaşamımı idame ettirmeye çalışıyorum. Allahın inayeti ile sizin gibi aydın fikirli din âlimlerimizin artması, hem ülkemiz müslümanları hemde dünya islam ülkeleri için yararlı olur.

Hocam uzun yıllar devlet memurluğu ve özel sektörde yönetici kademesinde çalışarak emekli oldum, yaklaşık 10 yıldan buyana emlak danışmanlığı işyerim var, hem ahlaki hem de vicdanı hususlara titizlikle uyarak bu konuda hizmet sunuyorum. Kazancımızı belirleyen yasal düzenlemeleri hizmet alanların lehine uygulayarak hak ettiğim ücretin altında teklifleri de reddetmiyorum. Önemli olan insanı kazanmak ve güven telakki etmektir, zaten yaradan bunun karşılığını fazlasıyla veriyor, ne kadar şükretsem de azdır, diye düşünüyorum.

Şimdi size yaşadığım bir konuyu özetlemeye çalışarak, sizin İslâm hukuku açısından yol göstermenizi istirham edeceğim. Yurt dışında yaşayan bir komşum İstanbul’daki gayrimenkullerinin kiralanması ve satışı için bana genel vekâletname vermiştir. Ben de emaneti doğru işletme gayesi ile ahlaki ve vicdanı davranarak T.C. yasaları çerçevesinde yürütüyorum.

Vekili olduğum komşumun bir dönüm satılık arsasını pazarlarken, arsanın bitişiğinde 5 dönüm arsa üzerine site yapan bir müteahhit arsa sahiplerinin yazlığa geldiklerini araştırarak onların yazlıklarına giderek arsalarına talip olduğunu söylemiş ve önce belirli rakama sözlü olarak anlaşmışlar, ancak güven sarsıcı bazı davranışından dolayı komşum satmaktan vazgeçmiş.

Yeri almak amacıyla bir gece yarısı bana telefonla ulaşan bu şahsa ben komşularım yazlıkta ben onlarla görüştükten sonra seni ararım dedim. Hiçbir şeyden habersiz konuyu açtığımda komşum, o adam bizim yazlıkta evimize geldi önce anlaştık ama sonra güven duymadığımız için vazgeçtik dediler ve biz yerimizi satmak değil de kat karşılığı vermek istiyoruz dediler.

Ben de bu teklifi öncelikle bitişikte inşaat yapan kişiye teklif etmemin uygun olacağı kanaati ile müteahhitle temasa geçtim, ön görüşme olumlu geçti ve arsa sahiplerinin de istediği oldu.

Bir ay önce noterden kat karşılığı sözleşmeyi yaptık, bir ay sonra tapuya gidileceği için bende bana yapacağı ödemeyi ne zaman yapabileceğini sordum, önce biraz oyaladı, sonra tapudan imzalarımız alınmadığı için ödemesi gereken yasal uygulamayı bildiği halde çok cüzi bir rakam teklif etti. Yılların müteahhidi kanuni hakkımın ne olduğunu bildiği halde böyle bir çiğlik yaptı, ben de doğal olarak reddettim. Aslında ihtiyaç sahibi insanlarımız başını sokacak bir ev aldığında size ne kadar vereceğim diye sorarlar yasal olarak beş deriz, utanarak sıkılarak dört versek olur mu diye ürkekçe sorarlar. Ben de asla geri çevirmem, her şey para değil, insan kazanmak paradan daha önemlidir diye karar veririm. Şimdi bu müteahhit çok varlıklı, ancak yıllardır kendi parsellerine katmak istediği yerin noter sözleşmesinden sonra hizmetimin yasal bedelini ödemek istemiyor, kısacası arsanın piyasa bedelini 500 bin lira eksik hesap ettiği halde, bana hak ettiğim kazancın 9’da birini teklif etti.

Benim tereddüdüm tapuya gittikten sonra iki yılda teslim edeceği binamızı da yüzüne gözüne bulaştırarak, komşumu ve beni üzer mi? Çünkü tapuya gitmezsem noter sözleşmesi geçersizdir, kanun böyle, iki arada bir derede kaldım, sözleşmeyi bozsam, komisyonu beğenmedi diyecek bozmasam daha büyük sıkıntılarla karşılaşmaktan korkuyorum. Arsa sahibi komşum biz sana güvendiğimiz için verdik, sen olmazsan bizde rıza vermiyoruz dediler. Yasal olarak hak ettiğimin yarısını verse hayır demem, vermese de onurlu davranarak işine engel olmak istemiyorum ve davada etmem.

İslam hukuku ve ahlaki açıdan bana ilminizle yol göstermenizi istirham eder, hürmetle saygılarımı sunarım. Fikret Y.

Cevap: Fikret Bey, verdiği sözü yerine getirmeyen, sizin kanuni hakkınızı vermeyen insana güven olmaz. Yasal hakkınızı vermeyen insanla antlaşmayı bozmanız sizin hakkınızdır ama karar size aittir. Siz haklısınız fakat sözleşmeyi imzalamadığınız takdirde sonuç hayırlı mı olur, olmaz mı onu bilemem. Bu konuda tecrübe sahibi sizsiniz. Düşünün taşının; uygun olanı yapın. Sizin ve size mülkünü emanet eden komşunuz hakkında hayırlı olanı yapmaya çalışın. Allah yardımcınız olsun.

 

Muharrem Orucu

Sayın Hocam, Muharrem ayı orucu ile ilgili yurtdışında Diyanete bağlı camilerden birinde verilen Cuma vaazında iki günlük olan bu Muharrem ayı orucunun Peygamberimiz tarafından farz kılındığı, daha sonra da bize Kuran'daki oruç emir kılındığında yine Peygamberimiz tarafından kaldırıldığı ancak isteyenin sünnet olarak orucu tutabileceği söylenmiştir. Namaz sonrası hocayla yaptığım görüşme esnasında, hoca, konuştuklarının doğru olduğunda ısrar etmiş, Peygamberlerin, hatta velilerin bile farz koyabileceğini ifade etmiştir. Yanımda şahitlerim de var. Sonra aklına ne geldiyse geldi, bana Diyanetin İlmihalini getirdi bu konuyla ilgili sayfayı okumamı istedi. Okudum: Peygamberimizin Medine’ye gelişlerinde Yahudilerin yemek yemediklerini görür. Ve onlara sebebini sorduğunda: Biz, Hz. Musa’nın bize yapmış olduğu yardım ve iyiliklerden dolayı oruç tutuyoruz demişlerdir. Yani bir nevi şükür orucu gibi. Bunun üzerine Peygamberimiz de: öyleyse ben de ümmetime farz kılıyorum demiş ve Muharrem orucu farz kılınmış. Zamanım yoktu. Emekli olmamdan dolayı Türkiye'deydim. Tekrar Berlin'e geldiğimde Din Ataşesine bu durumu iletmek istedim. Ama nafile. Hocayla görüşecek olduğunu söyledi. Fakat aradan 7 ay geçmiş dedi. Hocam cevabinizi bekliyorum. Teşekkürler. Ömer Günay

Cevap: Muharremin onuncu günü aşure günüdür. O gün oruç tutmak sünnettir. Peygamber kendiliğinden farz hükmü koymaz. Hüküm koymak sadece Allah'a aittir. Ne o hocanın sözüne itibar edilir, ne de Diyanetin ilmihaline. Herkes kafasından bir şeyler yazıyor. Hiç kimsenin kişisel düşüncesi Tanrı hükmü değildir.

 

 

   Copyright @ Süleyman Ateş