|
Özellikle "İşârî Tefsir" ve
"Tasavvuf" konusunda büyük çalışmalarınız var. Nedir
"İşârî Tefsir", gerekli midir?
Efendim İşârî Tefsir konusunu açıklamam için geniş
zaman lazım. Kısaca açıklamaya çalışacağım: İşârî
Tefsir, Kur'ân-ı Kerîm'in zahir lafzı, zahir mânası
ile değil de işârî yolla, yani işaret ettiği
noktaları yakalamak demektir. Buna bir örnek vermek
istiyorum. Meselâ Kur'ân-ı Kerîm diyor ki:
"Allah'ın, gönlünü İslâm'a açtığı kimse huzur
içerisindedir".
"Allah, kimi şaşırtmak isterse onun
göğsünü, sanki göğe çıkıyormuş gibi dar ve tıkanık
yapar". Şimdi demek ki göğe çıkan insanın göğsü, dar
ve tıkanık olur. Bu âyette, huzursuz ve imansız olan
insanın böyle sıkıntı ve bunalım içerisinde
kalacağı, huzursuzluk içerisine düşeceği
anlatılıyor. Ama bu, âyetin zahirî yani açık olan
mânasıdır. Fakat âyetin işaretinde göğe çıkıyormuş
gibi insanın nefesinin daralacağı izah ediliyorsa,
demek ki göğe doğru çıktıkça insanın nefesinin
daralacağı kuralı ortaya çıkıyor. Yani yükseğe
çıktıkça hava basıncı düşeceği için nefes darlığı
olur. İşte bundan, yükseldikçe, yükseğe çıktıkça
hava basıncının düşeceği mânası da anlaşılır. Ama
bu, coğrafî bir kuraldır. Daha doğrusu bir fizik
kuralıdır. Kur'ân-ı Kerîm'de, doğrudan fizik kuralı
yok ama işaret yolu ile bu fizik kuralını anlıyoruz.
Yani Kur'ân-ı Kerîm, bu kurala bir gönderme yapmış
oluyor. Tabii bunu anlayan anlar. Fizik kanun ve
kurallarını bilmeyen bir insan, böyle bir mâna
çıkaramaz. İşte bu tür mâna çıkarmaya, yakalamaya,
işârî mâna diyoruz. İşte daha ziyade mutasavvıflar,
Kur'an âyetlerinden, o zahirî anlamdan ayrı olarak
böyle işârî mânalarla, insanın ruhundaki güçlere
işaretler bulmuşlar ve birtakım ruhânî mânalar
çıkarmışlardır. Bir örnek vereyim:
"Siz Allah'a bile bile nidler koşmayın", "Nid",
zıt/eş demektir. Yani "Allah'a ortaklar koşmayın.
Allah'ın yanında başka tanrılar edinmeyin" demektir.
Sehl b. Abdillah et-Tüsterî (283 yahut 293/896 yahut
905), bu âyeti okurken: "Allah'a hiçbir şeyi ortak
koşmayın, ne kadını ortak koşun, ne parayı ortak
koşun. En büyük şirk de insanın kendi kendisine
tapmasıdır. Yani kendi nefsini tanrı yapmasıdır.
Şimdi, "kendi nefsini tanrı yapma" şeklinde bir mâna
sahabiler zamanında anlaşılmamıştır. Sehl b.
Abdillah et-Tüsterî, böyle bir mâna vermiştir. İşte
bu işârî mânadır. Kur'ân-ı Kerîm'de, bu mânayı
destekleyen Casiye Sûresinde: "Hevasını tanrı edinen
kimseyi gördün mü?" âyeti var. Heva, nefis demektir.
Yani "heva", insanın keyfi, arzusu demektir.
Arzusunu tanrı edinen, yani nefsini, bencilliğini
tanrı edinen kimseyi gördün mü? Demek ki Kur'an'da,
bazı insanların kendi arzusunu, bencilliğini,
keyfini tanrı edindiği, ona taptığı açıklanıyor.
İşte Sehl b. Abdillah et-Tüsterî'nin yakaladığı bu
işârî mâna, Kur'an'ın ruhuna uygundur ve sahihtir.
İşte işârî mâna bu. Yani zahir lafızda ilk anda o
mâna anlaşılmaz. Fakat işaret yoluyla öyle bir mana
çıkarılır. Fakat bu tabii herkesin zevkine göre
değişir. Yalnız işârî mânanın makbul olabilmesi için
dediğim gibi o mânanın sahih olduğuna dair bir delil
olması lazım bir. İkincisi, âyetin zahirine, dış
mânasına aykırı olmaması lazım. Bu şartlar olursa
işârî mâna da geçerlidir. Gerekli midir? Evet,
gereklidir. Çünkü herkesin Kur'an anlayışı bir
değildir. Yani ilmi basit veya düşüncesi basit
insanlar var. Onlar, Kur'an okurlar. İşte üstünkörü
bir mâna anlarlar. Ama bir de daha derin düşünceli
insanlar vardır. Bu sahâbîler arasında da vardı.
Onlar Kur'an'ı okudukları zaman, Kur'an'ın zahir
anlamından başka, yani daha batın, temel iç mânalar
da anlarlar. Nitekim Nasr Sûresi (110. sûre);
"Allah'ın yardımı ve fetih geldiği ve insanların
dalga dalga Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün
zaman, Rabbini överek tesbih et, ondan mağfiret
dile. Çünkü O, tevbeyi kabul edendir", indiği zaman,
bir rivayete göre Hz. Peygamber'in amcası Abbas'ın
bir rivayete göre de ağladığı görülmüş. Hz. Ebû
Bekir'in "Niye ağlıyorsun?" diye sorulunca, "tamam
olan şey, eksiğe döner" diye cevap vermiş. Yani
demek ki din tamamlandı, insanlar dalga dalga
İslâm'a girdiler. O halde bundan Resûlullah'ın
vefatına işaret sezilmektedir. Bakın işte bu, işârî
mânadır.
|