Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.

rkiye ve dünyadaki dinî ve ilmî çalışmalar hakkında bir değerlendirme yapabilir misiniz?

 

     Tabii ki insanlar gelişiyor. Bugünkü İslâm âlemi, otuz yıl evvelki İslâm âlemi değildir. Biliyorsunuz ben Suudi Arabistan'da çalıştım. Cezayir'de çalıştım. Suudi Arabistan'da 1979'da ders verdiğim zaman, dünyanın yuvarlak olduğunu ve kendi etrafında döndüğünü bazı âyetlere dayanarak açıklamaya çalıştım. "Bunlar bâtıl fikirlerdir. Dünya dönmüyor" diye itiraz ettiler. Baktım ki öylesi basit coğrafya bilimine bile tahammül edemeyenler var. Birkaç yıl sonra onlar da dünyanın döndüğünü anladılar. Yani zihniyetler değişiyor. O zaman yazdığım bazı tasavvuf kitaplarım vardı, "Sülemî'nin Risâleleri" vardı. O zamanlar bunların Suudi Arabistan'a girmesi yasaktı. Bu risalelerin müellifi meşhur Ebû Abdurrahman es-Sülemî ki tasavvuf eserlerine kaynak olan büyük kitaplar yazmış, ilk tasavvufî tefsiri yazmış, "Hakâik"i yazmıştır. Bin yıl evvel yaşamış olan bu zatın eseri, benim tarafımdan neşredilen eseri, Suudi Arabistan'da basılmadı da Lübnan'da basıldı. Şu anda Suudi Arabistan'da rahat rahat satılıyor ve aranan bir kitaptır.  Yani bu, İslâm âlemindeki gelişmeyi gösteriyor. Size bir de Cezayir'den bir hatıramı anlatayım: İslâm tasavvufu ve tefsir yüksek lisans derslerine giriyordum. Birkaç ay sonra İsâ adında bir talebe geldi, çok zeki bir öğrenci idi. İsmi İsâ Mehdevî idi. Bir gazetede muharrirdi. Dedi ki: Hocam, sizinle derse başladıktan beri bütün bilgilerim allak bullak oldu. Peki dedim, senin bu öğrendiklerin doğru mu yanlış mı? Eğer yanlışsa ben kendimi düzelteyim. Yok dedi. "Sizin bu anlattıklarınızı akılla tartıyorum, sizin anlattıklarınızı doğru. Ama biz şimdiye kadar boş şeyler öğrenmişiz." Şimdi bakın iki ay içerisinde o çocukların kafasında bir devrim oldu. Ama bu devrim İslâm'ın aleyhine bir devrim değil, lehine bir devrimdi. Yani bu devrim saf, Kur'an'a dönüş devrimidir; saf İslâm'a dönüş devrimidir. Eğer insan bu şartlanmalardan uzak olarak Kur'an mesajına, onun ruhuna götürülürse dinden uzak olan birçok insan, dine sarılacaktır. Hatta dinin müdafii olacaktır. Buna inanıyorum. Dinsiz dediğimiz veya dinsiz sandığımız birçok kimse de dine sarılacaktır veya dini savunacaktır. Kendisine din, yanlış anlatıldığı için o, yanlış dine karşıdır. Yoksa o temel dine, Kur'an'ın evrensel, yüksek düşüncesine insan ruhunun karşı olması mümkün değildir.

 

*