|
Gençlik ve öğrencilik yıllarınızda
karşılaştığınız güçlükleri, o yıllarda görülen
ideolojik ve siyasî akımlardan çarpıcı olanlarını ve
onlardan ne derece etkilendiğinizi anlatır mısınız?
Bu konuda gençliğe ne tavsiye edersiniz?
Şimdi bakın, biz çok güçlüklerle
okuduk. Ben köylüyüm. Elazığ'ın Tadım köyünde
doğdum. Daha sekiz yaşımda kursa başladım. Bizim
köylerde elektrik filan yoktu. Şehirde bile doğru
dürüst elektrik yoktu. Zaten şehirde de nüfus çok
azdı. Biz köyde isli lambanın altında oturur ders
çalışırdık, gece. Hatta o zamanlar, kıtlık da vardı.
Buğday yetmiyordu. Arpa ekmeği bile bazen zor
bulunuyordu. Bu yıllardan geçerek geldim. 1950'den
sonra biraz bolluk oldu. Bu arada lise yıllarım
geçti. Bir göz odada, çok çalışarak hayatımızı
geçirdik. Öyle kalorifer filan yoktu. Soba yanar,
tüterdi. O dumanın içerisinde biraz soğuk, biraz
böyle duman derken bu yokluklar içerisinde okuduk.
Yalnız böyle yaşayan bir tek ben değildim. Pek çok
arkadaşımız böyle idi. O zamanlar Elazığ'da İmam
Hatip Okulu yeni açılmıştı. Oraya kaydolanların
hatta yaşı bile geçmişti. Ama bunlar yetişmiş
insanlardı. İşte o devirlerde okuyan insanlar, bugün
memlekette söz sahibidirler. İmam Hatipliler de
dahil, bugünkü talebeler, çok rahat okuyorlar, çok
daha geniş imkanlar ve çok sayıda talebe var. Ama
bugünkü kalitenin, dünkü gibi olduğunu söylemek
zordur. O zamanki İmam Hatip Okullarının orta kısmı
dört sene idi. Lise kısmı üç sene idi. 1960'tan
sonra, 70'ten sonra sistem değiştirildi. Orta kısım
üçe indirildi. Lise kısmı dörde çıkarıldı. Yani
programda değişiklik oldu. Şimdi ise sekiz yıllık
temel eğitime geçildi. O zamanlar yokluklar vardı.
Şimdi ekonomik yönden Türkiye daha çok gelişti. O
zaman köyden şehire merkeple giderdik, gelirdik.
Vasıta filan, otobüs yoktu. Şimdi bakın köylerde her
saat başı otobüs var. Her saatte dolmuş var. Hatta
köylülerin şahsî arabaları var. Yani insanlar maddî
yönden kalkınmış durumdadır. Ama acaba bugün, o
günkü dostluklar var mı? Bunu bilmiyorum. O
dönemdeki okul arkadaşlıkları, daha bir başka idi.
İnsanlar zannediyorlar ki maddeten kalkındıkları
zaman, zengin oldukları zaman mesut olacaklar. Hayır
saadet, mutluluk paraya bağlı birşey değil,
zenginliğe bağlı değil. İnsanın içinden gelen
birşeydir. Bu para ile ilgili değil. Peygamberimiz
buyuruyor ki:
"Zenginlik, mal çokluğu değildir, asıl
zenginlik gönül zenginliğidir!" İşte o zamanki
insanların gönlü zengindi. Hırslar arttıkça "daha
çok kazanayım, daha çok kazanayım" fikri, hem
insanları bedbaht ediyor, hem de birbirine düşman
ediyor. Çünkü kendisinin en yüksek olması için
diğerlerini düşürmek istiyor veyahut da onun
aleyhinde bulunuyor. Onun mevkîsini ele geçirmeye
çalışıyor. Hep bunlardan uzak durmak lazım. Kişinin
hep Allah'tan korkması lazım. Eğer insanda Allah
korkusu, Allah sevgisi varsa ondan insanlara kötülük
gelmez. İşte gençlerimize bu ruhu vermemiz lazım.
Her çağda okullarda öğretmenlerin, fakültelerde
hocaların gençlerimize günlük her derste, hiç
değilse beş dakika bu manevî ruhu, havayı vermeleri,
bu insanları ahlâka, büyüklere saygıya, küçüklere
sevgiye, şefkate yönlendirmeleri gerekir. Aksi
takdirde tamamen maddeperest bir kuşak yetişir ki
istikbal iyi olmaz. Ama ümitsiz değilim. İnşallah,
eğer gençler iyi yetiştirilirse gelecek parlak olur.
|