Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.

Gençlik ve öğrencilik yıllarınızda karşılaştığınız güçlükleri, o yıllarda görülen ideolojik ve siyasî akımlardan çarpıcı olanlarını ve onlardan ne derece etkilendiğinizi anlatır mısınız? Bu konuda gençliğe ne tavsiye edersiniz?

Şimdi bakın, biz çok güçlüklerle okuduk. Ben köylüyüm. Elazığ'ın Tadım köyünde doğdum. Daha sekiz yaşımda kursa başladım. Bizim köylerde elektrik filan yoktu. Şehirde bile doğru dürüst elektrik yoktu. Zaten şehirde de nüfus çok azdı. Biz köyde isli lambanın altında oturur ders çalışırdık, gece. Hatta o zamanlar, kıtlık da vardı. Buğday yetmiyordu. Arpa ekmeği bile bazen zor bulunuyordu. Bu yıllardan geçerek geldim. 1950'den sonra biraz bolluk oldu. Bu arada lise yıllarım geçti. Bir göz odada, çok çalışarak hayatımızı geçirdik. Öyle kalorifer filan yoktu. Soba yanar, tüterdi. O dumanın içerisinde biraz soğuk, biraz böyle duman derken bu yokluklar içerisinde okuduk. Yalnız böyle yaşayan bir tek ben değildim. Pek çok arkadaşımız böyle idi. O zamanlar Elazığ'da İmam Hatip Okulu yeni açılmıştı. Oraya kaydolanların hatta yaşı bile geçmişti. Ama bunlar yetişmiş insanlardı. İşte o devirlerde okuyan insanlar, bugün memlekette söz sahibidirler. İmam Hatipliler de dahil, bugünkü talebeler, çok rahat okuyorlar, çok daha geniş imkanlar ve çok sayıda talebe var. Ama bugünkü kalitenin, dünkü gibi olduğunu söylemek zordur. O zamanki İmam Hatip Okullarının orta kısmı dört sene idi. Lise kısmı üç sene idi. 1960'tan sonra, 70'ten sonra sistem değiştirildi. Orta kısım üçe indirildi. Lise kısmı dörde çıkarıldı. Yani programda değişiklik oldu. Şimdi ise sekiz yıllık temel eğitime geçildi. O zamanlar yokluklar vardı. Şimdi ekonomik yönden Türkiye daha çok gelişti. O zaman köyden şehire merkeple giderdik, gelirdik. Vasıta filan, otobüs yoktu. Şimdi bakın köylerde her saat başı otobüs var. Her saatte dolmuş var. Hatta köylülerin şahsî arabaları var. Yani insanlar maddî yönden kalkınmış durumdadır. Ama acaba bugün, o günkü dostluklar var mı? Bunu bilmiyorum. O dönemdeki okul arkadaşlıkları, daha bir başka idi. İnsanlar zannediyorlar ki maddeten kalkındıkları zaman, zengin oldukları zaman mesut olacaklar. Hayır saadet, mutluluk paraya bağlı birşey değil, zenginliğe bağlı değil. İnsanın içinden gelen birşeydir. Bu para ile ilgili değil. Peygamberimiz buyuruyor ki:

    "Zenginlik, mal çokluğu değildir, asıl zenginlik gönül zenginliğidir!" İşte o zamanki insanların gönlü zengindi. Hırslar arttıkça "daha çok kazanayım, daha çok kazanayım" fikri, hem insanları bedbaht ediyor, hem de birbirine düşman ediyor. Çünkü kendisinin en yüksek olması için diğerlerini düşürmek istiyor veyahut da onun aleyhinde bulunuyor. Onun mevkîsini ele geçirmeye çalışıyor. Hep bunlardan uzak durmak lazım. Kişinin hep Allah'tan korkması lazım. Eğer insanda Allah korkusu, Allah sevgisi varsa ondan insanlara kötülük gelmez. İşte gençlerimize bu ruhu vermemiz lazım. Her çağda okullarda öğretmenlerin, fakültelerde hocaların gençlerimize günlük her derste, hiç değilse beş dakika bu manevî ruhu, havayı vermeleri, bu insanları ahlâka, büyüklere saygıya, küçüklere sevgiye, şefkate yönlendirmeleri gerekir. Aksi takdirde tamamen maddeperest bir kuşak yetişir ki istikbal iyi olmaz. Ama ümitsiz değilim. İnşallah, eğer gençler iyi yetiştirilirse gelecek parlak olur.

 

*