|
Kuvvetli bir hafız olduğunuzu,
Kitab-ı Mukaddes ve Kur'an'ı iyi bildiğinizi, tetkik
ettiğinizi, yıllardır Türkiye dahil çeşitli
ülkelerin İlahiyat Fakültelerinde Tefsir Dersleri
verdiğinizi biliyoruz. Sizce günümüz insanlarının
tabii olan ilâhî prensiplerden sapmalarının
sebepleri nelerdir? Bir eğitimci olarak bu
engellerin kaldırılması için neler önerirsiniz?
Efendim, Kitab-ı Mukaddes'i de okumuşumdur. Yani
Tevrat'ı, İncil'i birkaç kere okudum. Kur'ân-ı
Kerim'i de Allah'a çok şükür ezbere biliyorum. Yani
o konuda kendime güveniyorum. Bunların ruhu, bu üç
kitabın da ruhu aslında, temelde birdir. Zaten
bunları indiren tek varlık, lâ teşbîh, bunların
yazarı diyelim, aynı, kaynağı aynıdır. Bunların
hepsi Allah'tan geldiğine göre, bunların ruhunun
ayrı olması da mümkün değil. Fakat insanlar, dini, o
gelen evrensel dini, egoizmleri sonunda,
bencillikleri neticesinde, bağnaz yorumlarla
bencilleştirmişler, millileştirmişler. Yani
evrenseli, millileştirmişler. Tabii din,
millileşince de, insanlar arasına; "benimki daha
üstün, seninki daha ehven" gibi övünmelere, sonunda
kavgalara müncer olmuş, insanları savaşlara kadar da
götürmüş. Din değil, insanların yanlış yorumları,
insanları savaşa kadar götürmüş. İşte tarihte Haçlı
savaşları var. Bu, ayrı dinler arasında meydana
gelen savaşlar. Bir de aynı din mensupları
içerisinde meydana gelen savaşlar da var. Mezhep
savaşları, bizim İslâm âleminde olmuştur. Sünnî-Şiî,
bilmem Alevî-Sünnî çekişme ve çatışmaları olmuştur.
Avrupa'da, Protestan-Katolik çekişmeleri. Hâlâ
İrlanda'da bu çekişmeler devam etmektedir. Bunların
hepsi, neden? Allah, dini insanlara, onları
barıştırmak için, kardeş yapmak için göndermişken
bakın din, yanlış yorumlanınca nasıl düşmanlık
vasıtası yapılıyor? Kabahat dinde değil, insanların
dini bozmalarındadır.
Şimdi ne yapılacak? İşte tekrar dinin ruhuna
dönülecek ve bu ilâhî mesajların ruhu anlaşılmaya
çalışılacak. Ruhu anlaşıldığı zaman, anlaşılacak ki
hepsi birbirinin misalleridir. Şimdi bir şehir var.
Bu şehre giden yollar vardır.
"Bize, bizim yolumuza cihad edenleri, çaba
harcayanları, mücahede edenleri, biz onlara
yollarımızı gösteririz" (Ankebut Sûresi: 29/69).
Şimdi bütün maksat, tevhid dini ile Allah'a ibadete
ve Allah'ın rızasını kazanmaya yöneltmektir. Kimisi
filan yolda meselâ diyelim ki Ankara yolu üzerinde
gelir İstanbul'a. Kimisi, Edirne yolu üzerinde gelir
İstanbul'a. Kimi, Şile yolu üzerinde gelir, kimisi
Çorlu'dan gelir İstanbul'a. Kimisi Tekirdağ'dan
gelir, İstanbul'a. Yollar değişik ama hedef nedir?
Hedef aynıdır. Mevlânâ, Mesnevî'sinde diyor ki:
"Birbirinin dillerini bilmeyen dört arkadaş varmış.
Bunlar bir miktar para bulmuşlar. Birisi Türk,
birisi Arap, birisi İranlı, birisi de Rum. Arap
diyor ki, bu para ile "ineb" alalım. Öbürü Fars da
diyor ki bu para ile "engübin" alalım. Türk de diyor
ki bu para ile "üzüm" alalım. Rum da işte kendi dili
ile üzüm alınmasını istemiş. Derken bu dört kişinin
de dilini bilen biri gelmiş. Çekişmelerinin sebebini
sormuş. Her biri kendi dili ile isteğini belirtmiş.
Adam, "verin bana parayı" diyor ve parayı alıp
gidiyor. Manavdan üzüm alıyor. "Bu değil mi
istediğiniz?" diyor. Böylece olay manavda bitiyor".
Demek ki herkesin istediği bir, ama ifade ediş tarzı
muhtelif. İşte o ifade ediş tarzını birleştirirsek,
yani birbirimizi anlarsak herşey hallolur.
|