HZ. ÎSÂNIN YÜKSELTİLMESİ VE GÖKTEN
İNECEĞİ SORUNU
Nisâ: 98/157-159ncu âyetlerde
Yahûdîlerin, Meryem oğlu Îsâyı öldürdüklerini
iddiâ etmeleri reddedilmekte, onu öldürmedikleri,
asmadıkları, fakat bu hususun (asmanın, çarmıha
germenin) onlara şüpheli geldiği, astıklarını
sandıkları Îsâyı kesin biçimde öldürmedikleri;
Allahın onu kendisine yükselttiği; Kitap ehli
olan herkesin, ölümünden önce gerçeği öğreneceği,
kıyâmet gününde Îsânın, onların aleyhine tanık
olacağı belirtilmektedir.
Îsâ hakkında ayrılığa düşenler,
onun gerçek hayatını, olayın niteliğini
bilmediklerinden, bu konuda kesin bir bilgiye
sahibolmadıklarından dolayı onun hakkında çeşitli
sözler söylemişlerdir. Kimi Îsânın asıldığını,
kimi onun yerine başkasının asıldığını
söylemiştir. Bu konudaki bilgileri kesin değil,
kuşkuludur. İşte şubbihe lehum cümlesi,
gerçi Onlara benzer gösterildi şeklinde
terceme edilirse de aslında bu siyakta bu cümleye,
bu mesele onlara kuşkulu yapıldı. mânâsı
daha uygundur. Yani
Onlar bu konuda derin bir kuşku içindedirler,
sözleri kesin bilgiye değil, zanna dayanmaktadır.
Onu kesin
biçimde öldürmediler.
demektir.
Îsânın çarmıha
gerilmesi ve kabirden kalkması, İncîllerde başka
başka ve birbirine ters biçimlerde
anlatılmaktadır: Kimine göre Îsânın gerileceği
haçı başkası taşımış, kimine göre kendisi taşımış.
Kimine göre Îsâ, çarmıha gerildiğinin ertesi günü
kalkmış, kimine göre üçüncü günü kalkmış. Kimine
göre günün üçüncü sâatinde, kimine göre altıncı
sâatinde çarmıha gerilmiş. Kimine göre gerilmeden
önce vali Platus, onu Hirodese göndermiş, kimine
göre göndermemiş. Kimine göre onun kabirden
kaldırıldığını söyleyen meleği, yalnız bir kadın,
kimine göre iki kadın, kimine göre de ikiden fazla
kadın görmüş. Kimine göre bu melek bir tane,
kimine göre iki tane imiş. Kimi Îsâyı ele veren
şakirdin intihar ettiğini söylüyor, kimi bundan
hiç söz etmiyor.
Tanrı sözünde bu
kadar tutarsızlık, bu kadar çelişki olmaz. Îsânın
kabirden kalkmış olduğunu ilk gören, Mecdelli
Meryemdir. Hz. Îsâ, hayatında bu kadından yedi
cin çıkarmıştı. Demek ki bu kadın, cin çarpmış,
aklî dengesi bozuk bir kadındı; normal bir kişi
değildi. Eğer rivâyetlerin bir gerçek yanı varsa
bu kadın, yine bir cin gördü, gördüğü cin, ona Îsâ
biçiminde göründü. O zaten hayaller, cinler
görüyordu. Cinle meleği birbirinden ayırdedecek ne
bilgiye, ne de zekâya sahipti.
Gidip etrafa Îsâyı
gördüğünü söyledi. Hiçbir kültüre sahibolmayan
ümmî şakirtler de Îsânın gerçekten öldürüldüğüne
ve öldürüldükten sonra da kaldırılıp göğe
çıkartıldığına inandılar. Bu inanç, böylece
Hıristiyanlar arasına yayıldı.
Çarmıha gerilme
olayı (eğer doğru ise) gece olmuştu. Îsâyı
yakalamağa gelenler onu tanımıyorlardı. Askerler
geldikleri zaman, bütün şakirtleri Îsânın
yanından kaçmışlardı. Sadece Petrus, çok
uzaklardan onu seyretmiş,
ama
askerlerin Îsâyı yakaladıklarını yakından
görememişti. Demek ki Îsânın yakalanışını ve
çarmıha gerilişini, onu tanıyanlardan hiç kimse
görmemişti. Onu ihbar eden Yahuda da Îsâ
yakalandıktan sonra bir daha görülmemiştir.
İncîllerin
anlatımından, vali Platusun Îsâyı sevdiği, onu
korumak istediği anlaşılmaktadır. Nitekim Yahûdî
kâhinlerine, bu suçsuz adamı asmak istemediğini,
onun yerine başka birini asmaya razı olmalarını
önermişti. Onlar ille onun asılmasını isteyince
vâli, Îsâyı yakalayıp onun yerine bir başkasını
Îsâ diye çarmıha gerdirtmiş olabilir. Nasıl olsa
kâhinler ve askerler içinde Îsâyı tanıyan yoktu.
Çarmıha gerildikten
sonra Îsânın kabrine gidenler, onun cesedini
görememişlerdi. Demek ki Îsâ çarmıha gerilmemişti.
Fakat onlar Îsânın mutlaka çarmıha gerilip
öldürüldüğüne inandıkları için cesedini kabirde
göremeyince Îsânın dirilip cesediyle birlikte
göğe çıkartıldığına inandılar.
Îsânın şakirtleri,
Taberiyye gölünde balıkçılık yapan kimselerdi.
Öyle parlak zekâlı, bilgin kişiler değillerdi. Bir
olayın bütün yanları görülüp anlaşılmayınca
özellikle ümmî insanlar
arasında
onu efsaneleştirme, olaya bir mucize niteliği
verme eğilimi vardır. İşte Îsânın cesedinin
kaldırılıp göğe yükseltilmesi inancı da olayın
niteliğinin bilinmemesinden doğmuştur. Gerçi
peygamberlerin mucizesi vardır,
ama
ölen kimsenin dirilmesi ve cesediyle birlikte göğe
çıkması da Kurânda sunnetullah denen İlâhî
yasalara aykırıdır. Bu söylediklerimiz, Îsânın
öldürülmediğinin bir izah tarzıdır. Kurânın
anlatımına uygundur. Yine Kurânın anlatımına
uygun olan ikinci bir izah tarzı da şudur:
Hz. Îsâyı
öldürecek olanlar, onu tanımıyorlardı. İncîllere
göre otuz gümüş karşılığında Îsânın bulunduğu
yeri haber veren şakirdi Yahuda İskaryot,
askerlere: Ben kimi öpersem, Îsâ odur, onu
yakalayın diye işaret vermişti (Matta, bab: 26,
cümle: 48). Barnaba İncîli de askerlerin, Îsâ
sanarak Yahuda İskaryotu yakaladıklarını, çünkü
onun Îsâya benzetildiğini söylüyor (Fasl: 210, s.
309). Dört İncîlle Barnaba İncîlinin birleştiği
nokta, Îsâyı yakalamağa gelenlerin, onu
tanımadıklarıdır. Tanımadıklarına göre
yakaladıkları şahsın Îsâ olduğundan emin
olamazlardı.
Hıristiyanlarca
muteber İncîllerden üçü, Yahudanın, yaptığına
pişman olarak, Îsânın çarmıha gerilmesinden sonra
kaybolup görünmediğini söylüyor. Kimine göre Îsâ,
yakalanınca Yahuda üzüntüden kendini asmış (Matta:
27/5), kimine göre de Yahuda Îsâyı haber vermesi
karşılığında aldığı paralarla bir tarla satın
almış, baş aşağı düşüp ortadan çatlamış, bütün
barsakları dökülmüştür (Resullerin İşleri: 1/18).
Bu rivâyetler,
Îsânın yakalanmasından sonra Yahudanın bir daha
görünmediğinde birleşiyorlar. Ama onun âkibeti
hakkında kesin bilgi yoktur. Gerçekten
görünmemiştir, çünkü Îsâ yerine o asılmıştır.
Onu yakînen öldürmediler âyetine; onlar, onu
kesinlikle öldürmediler, onu öldürmedikleri
kesindir, şeklinde mânâ verilmiştir. Fakat siyaka
daha uygun mânânın: Onu öldürmeleri kesin
değildir; sadece şekke dayanır. şeklinde
olduğu kanısındayız.
Demek ki âyetin
dediği gibi Allah, Îsâya ikram edip onu,
düşmanlarının elinden kurtarmış ve Îsâ, gizlice
başka bir ülkeye gidip normal hayatını yaşadıktan
sonra vefat etmiş, vefatından sonra da ruhu, Allah
katında yüce derecelere yükselmiştir. Bu görüş,
âyetin ruhuna daha uygundur. Zira:
1) Kurân-ı Kerîm,
Allahın yasasında değişiklik bulunmadığını
söylüyor. Îsânın, cismiyle birlikte göğe
yükseltilmesi, Allahın arzdan çıkan maddelerin
tekrar arza dönecekleri hakkındaki kesin yasasına
aykırıdır. Madde, madde olarak ve doğasında bir
değişiklik olmadan, dış etkenler bulunmadan yukarı
kalkmaz. Hiçbir beşere böyle bir şey olmamıştır.
2) Gök ile
kasdedilen, maddî gök ise bu, yıldızlardan
ibarettir. Yani insan, şu yıldızlardan birine mi
çıkarılmıştır? Eğer kasdedilen manevî gök ise
oraya cesed gitmez, ruh gider. Çünkü orası maddî
değildir.
3) Kurân-ı Kerîm,
Îsânın göğe yükseltildiğini değil, Allaha
yükseltildiğini söylüyor. Allaha yükselmek başka
şey, göğe yükselmek başka şeydir. Allaha
yükselmek, Onun katında yüksek derece kazanmak
anlamına gelir. İdrîs Aleyhisselâm hakkında da:
Biz onu, yüce bir mekâna yükselttik[1]
buyurulmuştur.
Yüce Allah, Hz. Îsâyı
saldırganların elinden kurtarmak suretiyle manevî
derecelere nail eylemiş, şânını yüceltmiştir.
Nitekim: Tâ kıyâmet gününe kadar sana
uyanları, inkâr edenlere üstün yapacağım[2]
âyetinden bu mânâ anlaşılmaktadır. Gerçekten
Îsânın ümmeti, daima onu inkâr eden Yahûdîlere
hakim olagelmiştir. Bu da onun, Allah katındaki
şanının yüceliğini gösterir.
Müfessirlerin, Seni vefat
ettireceğim, bana yükselteceğim.[3]
âyetini, genellikle Îsânın göğe çıktığı şeklinde
tefsîr etmelerinin başlıca iki etkeni vardır:
Bunların en önemlisi, Hıristiyanlar
ve Yahûdîler hakkındaki âyetlerin izahı için
İslâma yeni girmiş olan Yahûdî ve Hıristiyan
âlimlerine başvurmaları ve onların söylediklerini
tam gerçek kabul edip aktarmalarıdır. Diğer etken
de Îsânın göğe çıktığı ve âhir zamanda yere inip
Deccâli öldüreceği, haçı kıracağı ve İslâm
şerîatiyle amel edeceği (onu uygulayacağı)
hakkında anlatılan bazı hadîslerdir.
Sanıyorum, Hz. Îsânın,
yükseltilmesini belirten âyette dikkatten kaçan
bir incelik vardır. Bel refeahullâhu ileyh
âyetine: Allah, onu, göğe yükseltti
şeklinde mânâ verilmiştir. Oysa âyet, Allah
onu göğe yükseltti anlamında değil, Allah
onu kendisine yükseltti[4]anlamındadır.
Göğe yükseltmek başka, Allaha yükseltmek
başkadır. Allahın Îsâyı göğe yükselttiğini
söylemek, Allaha belli bir mekân tahsis etmek
olur. Oysa yüce Allah her yerdedir. Îsânın
Allaha yükselmesi için göğe çıkması gerekmez.
Allah,
göklerin de, yerin de Tanrısıdır. Yerde de vardır,
gökte de. Öyle ise Allahı gökte imiş gibi
düşünüp, Allaha yükseltilen Îsânın göğe
yükseltildiğini söylemek, âyetin ifadesine
uymamaktadır. O halde âyetin anlamı, İbn Cureycin
dediği gibi, Allahın, Îsânın ruhunu yüceltmesi,
şânını yükseltmesi, katında Ona değer vermesi
demektir.
Mâide:
110/116-120nci âyetlerde yüce Allahın, huzuruna
varan Îsâ ruhuna, insanlara kendisini ve annesini
Allahtan ayrı iki tanrı edinmelerini kendisinin
mi emrettiğini sorduğu; Îsânın da hayatta olduğu
sürece insanları, Allahın buyruğu üzere tek
Allaha kul olmağa çağırdığını; fakat kendisinin
vefâtından (canının alınmasından) sonra insanların
neler yaptığını bilmediğini yüce Allaha arz
ettiği anlatılmaktadır.
Gerek Âl-i İmrân:
94/55nci, gerek Mâide: 110/117nci âyetlerde
Îsânın bedeninin öldüğü, açıkça belirtilmiştir.
Ama Hz. Îsâyı başkaları öldürmemiş, Allah onu
eceliyle vefat ettirmiştir. Yükseltilen onun
manevî derecesi, Allahın katına çıkan ruhudur.
Zaten bütün peygamberlerin ruhları Allahın
huzuruna çıkar, Ondan ikram görür.
Görülüyor ki
âyetlere göre Hz. Îsânın vefâtı kesindir. Bu
âyetleri, âhâd haberlerine dayanarak tevîl etmek
yerine bu hadîsleri tevîl etmek daha doğrudur.
Eğer bu hadîsler rivâyet edildikleri şekilde
gerçekten Hz. Peygamber tarafından söylenmiş ise,
bunlardan şu mânâ anlaşılabilir:
Bir peygamber,
yaşayan ümmeti içinde anıldıkça mânen yaşar. Hz.
Îsâ da, dini yaşayıp ümmetince anıldığı sürece
yaşamaktadır. Belki bir gün onun ümmeti, Hz.
Muhammedin dinin temel prensiplerini uygulamak
suretiyle Hz. Muhammedin dininin ruhuna
dönecektir. Gerçeği Allah bilir.
Muhammed Abduh da
bu konuda şöyle diyor: Bu tevîle göre Îsânın
zamanı, insanların İslâm şerîatinin ruhuna
bağlanacakları ve şekilleri bırakıp içleri ıslâh
için İslâm şerîatinin özüyle amel edecekleri
zamandır.[5]
Müfessirlerden bir
kesimi, Hz. Peygamber(s.a.v.)in, Miracda Hz. Îsâ
ve Hz. Yahyâyı, ikinci gökte görmüş olmasını,
Îsânın ruhu ve cesediyle göğe çıktığına delîl
gösterirler. Eğer Hz. Peygamberin, Mirâcda Hz.
İsâyı gökte görmesi, Hz. Îsânın, cesediyle göğe
çıktığına delîl ise, Hz. Yahyânın ve diğer
peygamberlerin de cisimleriyle göğe çıktığına
delîldir. Çünkü Hz. Peygamber, öteki peygamberleri
de çeşitli göklerde görmüş idi. Oysa hiç kimse,
başka bir peygamberin, ruhu ve cesediyle birlikte
göğe çıktığını ileri sürmemiştir. Zaten bütün
peygamberlerin ruhları yücelere, melekût âlemine
yükselirler. Muhakkak ki Hz. Peygamberin ruhu, en
yüce melekût âleminde, en yüksek göktedir.
Ayrıntı için
Kurân Ansiklopedisinde
Îsâ
maddesine bakınız.