|
UYANIŞ VE KALKINMA İÇİN YENİDEN KURÂNA
Yukarıda örneklerini arz ettiğim
birçok yanlış görüş, yorum ve rivâyet yeniden ele
alınıp dinin asıl kaynağı olan Kurân süzgecinden
geçirilerek Kurânın ruhuna aykırı olanlar
ayıklanmadıkça müslümanların bilimsel, fikrî bir
sıçrama yapması mümkün değildir. Oysa artık bir
milyarı aşan nüfusuyla müslümanların, yeni bir
uyanışa ve bilimsel bir sıçramaya, çağdaşlaşmaya,
başka bir deyişle bir Rönesansa şiddetle
ihtiyaçları vardır.
Bugün Türkiyemizde İmam Hatip
Liseleri, İlâhiyat Fakülteleri mevcuttur. Din
teşkilâtımız, eğitim kurumlarımız, hiçbir İslâm
ülkesinde emsali bulunmayacak ölçüde yaygındır.
Sayı bakımından yeteri kadar din kurumumuz vardır
ama kalite
bakımından diğer ülkelerden farkımız olduğunu
söylemek güçtür. Bu kurumların, Kurâna gönülden
bağlı,
ama bilimsel
düşünen, bağnaz olmayan insanları yetiştirebilecek
düzeyde olanları yok değil
ama çok da
değildir. Buralarda verilen eğitim ve öğretim yine
statükocu, skolastik zihniyet aşılamakta; tarihi
kültür mîrasımız hiç sorgulanmadan öğretilmekte,
yanlışlar doğru olarak sunulmakta, öğrenci
Kurâna değil, yine gelenekleri doğru kabule
yöneltilmektedir.
İnsanımız, Kurânın söylediğini
değil, falanın veya filânın düşüncesini din diye
kabule yönlendirilmekte, hattâ bazen Kurânın tam
tersi düşünceleri kabul edip farkında olmadan
Kurânı dışlamaktadır. Kurân hiç düşünmeden
okunduğu için okuyanların kafasında da bir Kurân
düşüncesi oluşmamaktadır. Oysa önemli olan çok
okumak değil, bilinçli okumaktır. Nitekim
sahâbîler, Kurândan
bir âyetin anlam ve
ahkâmını
bellemem, bütün Kurânı hatmemden iyidir
prensibiyle, âyetleri anlayarak okumaya özen
göstermişlerdir. Burada İmâm-ı Gazâlînin şu
sözlerini anımsatmak istiyorum. Gazâlî, dinde
çeşitli düşünce ve hayallerle aldananları
anlatırken şöyle diyor:
Bir grup da Kurân
okumakla aldanmıştır. Öyle Kurân okurlar ki
gündüz ve gecede Kurânı hatmederler. Dillerinden
Kurân sözleri geçer
ama
kalbleri başka vâdîlerde dolaşır. Kurânın
anlamlarını düşünmezler ki tehdîdinden çekinsin,
öğütünden yararlansınlar. Zannederler ki Kurânın
indirilmesindeki amaç, gaflet ile hemheme
(paldır küldür okuma)dır. Bunların durumu,
efendisinin yazdığı; kullandığı toprakta yapacağı
işleri bildiren talîmât mektubunu anlayıp gereğini
yapma yerine, sadece mektubun sözlerini tekrar
tekrar okumakla vakit geçiren,
ama
mektupta yazılanları yapmayan köleye benzer. Oysa
amaç, mektubu anlamadan sürekli okumak değil,
okuyup anladıktan sonra verilen emirleri
uygulamaktır. Ama bu köle, mektubun içeriğini
anlamaya çalışmaz, sadece sözlerini ezberler ve
efendisinin yazdığı emir ve yasaklara aykırı
gitmeğe devam eder. Fakat ezberlediği mektubu her
gün sesli, nağmeli olarak yüz kere okur. Bu köle,
sonunda cezâyı hak eder. Çünkü mektuptaki amacın,
onun içeriğini uygulamak değil, sözlerini okuyup
tekrarlamak olduğunu sanarak aldanmıştır[1].
Öyle ise dinî
eğitim veren okul ve Fakültelerimizdeki müfredat
programları yeniden düzenlenmeli, Kurâna ters ve
yanlış olduğu açıkça anlaşılmış bulunan konular,
yeniden yazılmalı ve din, asıl temel kaynağı esas
alınarak öğretilmelidir.
Böylece
insanların elini, kolunu bağlayan, pek çok güzel
şeyi harâm kılan, insanları yasaklarla çevreleyen
gelenekçilerin biçimlendirdiği İslâm yerine,
Kurânın anlattığı İslâm, ayân beyân ortaya
konmalıdır.
Zaten ictihâd
kapısının kapanmış olduğu yolundaki yaygın kanı,
İslâm hukukunun gelişmesini büyük ölçüde
dondurmuştur.
|