Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.

Kur’ân Okumanın Amacı

Necm: 23/39-40’ncı âyetlerde insana kendi çalışmasından başka bir şey olmadığı ve insanın, çalışmasının karşılığını göreceği vurgulanmaktadır.

İmâm-ı Şâfi‘î bu âyetlere dayanarak Kur’ân okumanın sevâbının ölüye ulaşmayacağı kanâatine varmıştır. Çünkü insana yalnız kendi kazancı yarar verir. Başkasının Kur’ân okuması, kendi işi ve kazancı değildir. Bundan dolayı Allah’ın Elçisi (s.a.v.), bunu ümmetine sünnet kılmamış, ümmetini buna teşvîk etmemiş ve böyle bir şey yapmalarını ne açıkça, ne de üstü kapalı biçimde söylememiştir. Sahâbîlerden hiçbirinin de böyle bir şey yaptığı nakledilmemiştir. Eğer bunu yapmak hayır olsaydı onlar bizden önce yaparlardı. Kişiyi Allah’a yaklaştıran ibâdetler naslara dayanır. Kıyâs ve re’y ile olmaz. Du‘â ve sadakanın ölüye ulaşacağına dair ümmetin icmâ‘ı vardır. Şâri‘den de bu konuda açık nass gelmiştir. Müslim’in, Ebû Hüreyre yoluyla rivâyet ettiği: “İnsan ölünce ameli kesilir. Yalnız üç amelinin sevâbı sürer: Kendisine du‘â eden çocuktan, kendisinden sonraya bıraktığı kamu yararına bir sadakadan, ya da yararlanılan ilimden ötürü kişiye (ölümünden sonra da) sevap gider”[1] hadîsinde belirtilen üç amel, gerçekte insanın kendi çabası ve eylemi sayılır. Nitekim hadîste: “İnsanın yediği en temiz rızık, kendi elinin emeğiyle kazandığı rızıktır. İnsanın çocuğu da kendi kazancındandır.”[2] buyurulmuştur. Vakıf ve sâire gibi sadaka-i câriye (kamunun yararlandığı sadaka) ise yine kendi eyleminin eseridir. Yüce Allah: “Biz, evet biz ölüleri diriltiriz, insanların öne sürdükleri ve geriye bıraktıkları işlerini yazarız”[3] buyurmuştur. Halk arasında yaydığı, kendisinden sonra insanların tâbi olduğu ilim de yine kendi sa‘yinden ve amelindendir. Çünkü hadîste: “Kim bir hidâyete çağırırsa o hidâyete uyanların her birinin aldığı sevapların toplamı kadar sevap alır, ötekilerin sevâbından da bir şey eksilmez. Kim de bir sapıklığa çağırırsa ona uyanların her birinin aldığı günâhların toplamı kadar günâh alır. Ötekilerin günâhından da bir şey eksilmez”[4] buyurulmuştur[5].

Kuşkusuz İmâm-ı Şâfi‘î’nin bu istinbatına saygımız vardır. Fakat âyetin böyle bir anlam taşıdığı kanısında değiliz. Du‘â ve sadakanın sevâbı ölüye ulaştığına göre, Kur’ân okumanın sevâbının da ulaşmayacağını söylemek çelişki olur. Çünkü Kur’ân’da du‘â âyetleri vardır. Kişi Kur’ân okunduğu zaman kalbi inşirah duyar, du‘â eder, yüce Allah da onun du‘âsını kabul buyurur. Bu arada ölmüş kardeşinin ruhunu anar, bu sevaptan onun da yararlandırılmasını dilerse ölenin ruhu bundan mutlu olur. Bu konuda delîller vardır. Çünkü bu bir anıştır. Anılan ruh sevinir, yararlanır. Bundan dolayı yüce Allah Nûh’un, İbrâhîm’in ve diğer peygamberlerin, âlemler tarafından hayır ve esenlikle anıldıklarını bildirmektedir. “Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun, İbrâhîm’e selâm olsun. İşte biz güzel davrananları böyle ödüllendiririz”[6] buyurmaktadır.

Böyle esenlik ve hayır ile yâdetmenin, ölünün ruhuna hiçbir yararı olmasa, Allah onların esenlik ile anılmalarını, imrendirici bir biçimde anlatmaz. Demek ki hayır ile yâdetmenin, ölünün ruhuna yararı vardır. Kur’ân okuduktan sonra ölünün ruhunu zikretmek, bunun sevâbından onun da yararlanmasını dilemek elbette bir anmadır. Anmaların da en güzelidir. İnşâallah bundan, onun ruhu yararlanır. İslâm ümmeti de bu konuda oybirliğine varmış durumdadır.

Ancak Kur’ân’ı bir mezarlık kitâbı haline getirmek, onun ticâretini yapmağa kalkmak, mezarlıklarda okuyucu tutup üç beş milyon liraya Kur’ân okumak gibi şeyler, yasaklanması gereken bid‘âtlerdendir. Din, para ile satılacak veya satın alınacak bir şey değildir. İbâdet ve sevâbı para ile satılmaz. Allah Peygamberine şöyle demesini emretmiştir: “Ben bu Kur’ân karşısında sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim, âlemlerin Rabbi Allah tarafından verilecektir.”[7]Bundan dolayı ölüye para ile Kur’ân okumayı meslek haline getirmek veya bunu meslek edinenleri para ile tutup Kur’ân okutmak câiz değildir. Herkes bildiğini okur. Biliyorsa geçmişlerine Kur’ân okur, bilmiyorsa du‘â eder. Zaten insanın isteyerek, duyarak içinden yaptığı du‘âlar ve okuyuşlar etkilidir. Yoksa sırf para almak için Kur’ân okuyanın, bu eyleminden bir sevâb umulmaz. Bilmeyen kişi, Fâtiha’yı okur. Du‘âların en güzeli Fâtiha’dır. Dinin şerefine züll getirecek, onu küçük düşürecek hareketlerden, bid‘âtlerden kaçınmak gerekir. Âkif ne güzel söylemiş:

İnmemiştir hele Kur’ân, bunu hakkıyla bilin;

Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!

 


 

[1] . Buhârî, Târîhu’l-Edeb’de zikretmiştir. Müslim, Vasiyyet: 14; Ebû Dâvûd, Vasiyyet: 14;

 Nesâ’î, Vasâyâ: 8; Tirmizî, Ahkâm: 36; İbn Hanbel, Müsned: 2/372. Bu hadîs zayıftır. Feydu’l-Kadîr: 1/437-438

 

[2] . İbn Mâce, Ticârât: 1; Nesâ’î, Buyû‘: 1; Dârimî, Buyû‘: 6; Müsned: 6/31

 

[3] . Yâsîn: 41/12

 

[4] . Müslim, İlm: 6; Buhârî, İ‘tisam: 15; Tirmizî, ‘İlm: 15; Ebû Dâvûd, Sünnet: 16; İbn Mâce, Mukaddime: 14,...

 

[5] . İbn Kesîr, Tefsîr: 4/259

 

[6] . Sâffât: 56/79, 109-110

 

[7] . Şu‘arâ: 47/109, 127, 164, 180

 

*