Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.


İSLÂM’IN ANLAMI VE İLÂHÎ DİNLERİN RUH BİRLİĞİ

 

Şüphesiz inananlar; Yahûdîler, Hıristiyanlar ve Sabiîler(den) Allah’a ve âhiret gününe inanan ve iyi iş(ler) yapanlara, Rab’leri katında mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (Bakara: 92/62, Mâide: 110/69)

Allah'ın gönderdiği dinlerin özü birdir. Tevrât, İncîl ve Kur'ân. Bunların üçü de birbirini destekleyen vahiylerdir. Yahûdîlik, Hıristiyanlık ve Müslümanlık, özde bir oldukları için Kur'an, kendinden önceki Kitaptan saygı ile söz eder ve Kitap sahiplerini, Kitaplarının hükümlerini gereğince uygulamağa çağırır. Kitaplarını gereğince uygulamayıp sadece işlerine gelen bazı kısımlarını uygulayan, işlerine gelmeyen kısımlarını unutan, terk eden Kitap ehlini, kâfir, zâlim ve fâsık olarak nitelerken; müslümanlarla birlikte Kitaplarını güzelce uygulayan Yahûdîlerin, Sabiîlerin ve Hıristiyanların da korku ve üzüntü çekmeyeceklerini, cennete gireceklerini vurgular (Mâide: 110/65-69, Bakara: 92/62)

Arabistan'da çıkan bu üç dinin özde birliğini vurgulamak üzere Kitap ehlinin kesip pişirdiklerinin müslümanlara, müslümanların yiyeceklerinin de Kitap ehline helâl olduğu; müslümanların, Kitap ehli kadınlarıyla evlenebilecekleri bildirilmiştir (Mâide: 110/55).

Hiçbir milletin veya kişinin, kendisini Allah'ın seçkin kulu, başkalarından üstün görmeğe hakkı yoktur. Allah âlemlerin Rabbidir. İnsanların hepsi Allah'ın kuludur. Her toplumda iyiler de vardır, kötüler de. Yahûdîlerin de kötüleri yanında iyileri de vardır: "Onların içinde de ılımlı, orta yolda giden bir toplum vardır ama çokları ne kötü işler yapıyorlar!" (Mâide: 110/66)

 

*