Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.Kur’ân’ın getirdiği geniş ufukları görebilmek için onu, çevreden alınan bilgilerle oluşan önyargılardan uzak, tam sağduyu ile okumamız ve onun üzerinde iyice düşünmemiz gerekir. Yirmibirinci yüzyıla girdiğimiz şu sıralarda, İslâm âleminin durumunu ve müslümanların genel düşünce düzeyini göz önüne getirince pek fazla umutlu olamıyorum. Bilgiye ulaşımın son derece kolaylaştığı bu çağda biz, temel kaynaklara uzanacağımız yerde, hâlâ taklitçilik batağında sürünüp durmaktayız. Orijinal, üretici ve gerçek bir fikir düzeyine ulaşabilmek için önce zihnimizi programlayan gelenekçi çevre koşullarından kurtulup, bizi bilgiye, gerçeğe ulaştıracak bir yöntemle düşünmemiz, yani kendimizi tazelememiz gerekir.

İSLÂM VE HUZUR

Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı kimse, Rabbinden bir nûr üzerinde değil mi? Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. (Zümer: 59/22)

Allah’ın gökten indirdiği su, nasıl ölü toprağı canlandırır, çeşit çeşit ekinler bitirirse, gökten indirdiği vahiy de gönülleri diriltir. O vahyi kabul eden gönüller, açılır, huzur bulur, incelir, duyarlı olur. O kimseler Rable-rinden gelen ışık ile yürürler. Fakat Allah’ın zikrini, uyarısını kabul etmeyenlerin gönülleri katılaşır. Şimdi Allah’ın indirdiği vahiyleri kabul edip huzur bulan ve Allah’ın ışığı altında yürüyen mü’minler, Allah’ın Zikrini kabul etmediği için kalbleri katılaşan ve sapıklığın karanlıkları içinde kalan insanlarla bir olur mu? Elbette olmaz. Allah’ı anmamaktan ötürü kalbleri katılaşanların vay haline! İşte o katı yürekliler, apaçık bir sapıklık içinde-dirler.

İbn Merdeveyh, Abdullah ibn Mes‘ûd’un şöyle dediğini rivâyet etmiştir: “Peygamber (s.a.v.), ‘Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı kimse’ âyetini okudu. Dedik ki:

– Ey Allah’ın Elçisi, göğüs nasıl açılır?

Buyurdu ki:

– Nûr girince kalb açılır, genişler.

– Bunun belirtisi nedir ey Allah’ın Elçisi? dedik. Buyurdu ki:

– Ebediyyet yurduna yönelme, şu alçaltıcı dünyâdan uzak durma, ölüm gelmezden önce ölüme hazırlanmadır.”[1]

Başka bir hadîs de şöyledir: “Allah’ın zikri dışında fazla konuşma-yınız. Çünkü Allah’ın zikri dışında fazla konuşmak, kalbi katılaştırır. Allah’tan uzak olan da katı kalbli olandır.”[2]

Râzî şöyle diyor: “Allah nefis cevherlerini muhtelif mahiyette yaratmıştır. Kimi hayırlı, nurlu, İlâhiyâta eğilimli, rûhâniyyet ile birleşmeğe arzuludur. Kimi de kötü, kirli, cimri, cismâniyyete eğilimlidir... Göğsü açmaktan maksat, insanın yaratılışındaki o istidâttır. O şiddetli istidad oluşunca onun kuvveden fi’le çıkması için en ufak bir sebep yeterlidir. Ama nefis rûhaniyetten uzak, cismânî isteklere dalmış, İlâhiyattan pek az etkilenirse katı, bulanık ve karanlık olur. Ona ne kadar fazla delîl getirilse katılığı artar. İşte göğsü açmak, nefisteki nûr, İlâhiyata olan eğilimdir. Nûr, hidâyet ve ma‘rifettir. Göğüs açılmadan nûr oluşmaz. Nefiste nefsânî güçler oluşursa ona sunulan delîller hiçbir yarar sağlamaz, tersine nefsin katılığının artmasına, nefretinin şiddetine neden olur. İnsanın bu âyetlerin mânâlarını anlayabilmesi için bu yakînî esasları bilmesi gerekir.”[3]

30- "Rabbimiz Allah'tır" deyip, sonra doğru olanların üzerine melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin, size söz verilen cennetle sevinin! (derler). 31- Biz dünya hayatında da, âhirette de sizin dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her şey var. Orada size istediğiniz her şey var.” 32- (Bütün bunlar,) O bağışlayan, o esirgeyen(Allah)dan bir ağırlama olarak (size lütfedilmiş-tir). 33- (İnsanları) Allah'a çağıran, iyi iş yapan ve "Ben müslüman-lardanım” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? (Fussilet: 61/30-33)

Bu âyetlerde İslâm’ın, Allah’ın birliğine inanıp doğru özlü ve sözlü olmak demek olduğu, Allah’a inanıp doğru hareket edenlerin, meleklerin koruması altında olacakları ve meleklerin onları istedikleri her şeyi elde edecekleri cennet ile müjdeledikleri belirtildikten sonra İslâm’ın, sadece bir sözden ibaret olmayıp sağlam inanca dayalı salih amelden oluştuğu vurgulanmaktadır. Lâf ile İslâm olmaz.

 


 

[1] . İbn Merdeveyh’ten alınmıştır (Feydu’l-Kadîr: 4/460).

[2] . Tirmizî, Zühd: 61

[3] . Mefâtîhu’l-ğayb: 26/266

 

*