|
İSLÂM VE
HUZUR
Allah'ın, göğsünü İslam'a açtığı
kimse, Rabbinden bir nûr üzerinde değil mi?
Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara
yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık
içindedirler. (Zümer:
59/22)
Allahın gökten indirdiği su, nasıl
ölü toprağı canlandırır, çeşit çeşit ekinler
bitirirse, gökten indirdiği vahiy de gönülleri
diriltir. O vahyi kabul eden gönüller, açılır,
huzur bulur, incelir, duyarlı olur.
O kimseler
Rable-rinden gelen ışık ile yürürler. Fakat
Allahın zikrini, uyarısını kabul etmeyenlerin
gönülleri katılaşır. Şimdi Allahın indirdiği
vahiyleri kabul edip huzur bulan ve Allahın ışığı
altında yürüyen müminler, Allahın Zikrini kabul
etmediği için kalbleri katılaşan ve sapıklığın
karanlıkları içinde kalan insanlarla bir olur mu?
Elbette olmaz. Allahı anmamaktan ötürü kalbleri
katılaşanların vay haline! İşte o katı yürekliler,
apaçık bir sapıklık içinde-dirler.
İbn Merdeveyh,
Abdullah ibn Mesûdun şöyle dediğini rivâyet
etmiştir: Peygamber (s.a.v.), Allahın
göğsünü İslâma açtığı kimse âyetini okudu.
Dedik ki:
Ey Allahın
Elçisi, göğüs nasıl açılır?
Buyurdu ki:
Nûr girince
kalb açılır, genişler.
Bunun
belirtisi nedir ey Allahın Elçisi? dedik. Buyurdu
ki:
Ebediyyet
yurduna yönelme, şu alçaltıcı dünyâdan uzak durma,
ölüm gelmezden önce ölüme hazırlanmadır.[1]
Başka bir hadîs de
şöyledir: Allahın zikri dışında fazla
konuşma-yınız. Çünkü Allahın zikri dışında fazla
konuşmak, kalbi katılaştırır. Allahtan uzak olan
da katı kalbli olandır.[2]
Râzî şöyle diyor: Allah nefis
cevherlerini muhtelif mahiyette yaratmıştır. Kimi
hayırlı, nurlu, İlâhiyâta eğilimli, rûhâniyyet ile
birleşmeğe arzuludur. Kimi de kötü, kirli, cimri,
cismâniyyete eğilimlidir... Göğsü açmaktan maksat,
insanın yaratılışındaki o istidâttır. O şiddetli
istidad oluşunca onun kuvveden file çıkması için
en ufak bir sebep yeterlidir. Ama nefis
rûhaniyetten uzak, cismânî isteklere dalmış,
İlâhiyattan pek az etkilenirse katı, bulanık ve
karanlık olur. Ona ne kadar fazla delîl getirilse
katılığı artar. İşte göğsü açmak, nefisteki nûr,
İlâhiyata olan eğilimdir.
Nûr, hidâyet ve marifettir. Göğüs
açılmadan nûr oluşmaz. Nefiste nefsânî güçler
oluşursa ona sunulan delîller hiçbir yarar
sağlamaz, tersine nefsin katılığının artmasına,
nefretinin şiddetine neden olur. İnsanın bu
âyetlerin mânâlarını anlayabilmesi için bu yakînî
esasları bilmesi gerekir.[3]
30- "Rabbimiz
Allah'tır" deyip, sonra doğru olanların üzerine
melekler iner: "Korkmayın, üzülmeyin, size söz
verilen cennetle sevinin!
(derler). 31- Biz
dünya hayatında da, âhirette de sizin
dostlarınızız. Orada size canlarınızın çektiği her
şey var. Orada size istediğiniz her şey var. 32-
(Bütün bunlar,) O bağışlayan, o
esirgeyen(Allah)dan bir ağırlama olarak (size
lütfedilmiş-tir). 33- (İnsanları) Allah'a çağıran,
iyi iş yapan ve "Ben müslüman-lardanım diyenden
daha güzel sözlü kim olabilir?
(Fussilet:
61/30-33)
Bu âyetlerde
İslâmın, Allahın birliğine inanıp doğru özlü ve
sözlü olmak demek olduğu, Allaha inanıp doğru
hareket edenlerin, meleklerin koruması altında
olacakları ve meleklerin onları istedikleri her
şeyi elde edecekleri cennet ile müjdeledikleri
belirtildikten sonra İslâmın, sadece bir sözden
ibaret olmayıp sağlam inanca dayalı salih amelden
oluştuğu vurgulanmaktadır. Lâf ile İslâm olmaz.
[1]
. İbn Merdeveyhten alınmıştır (Feydul-Kadîr:
4/460).
[3]
. Mefâtîhul-ğayb: 26/266
|