|
CENNETLİKLER
123- (İş), Ne sizin
kuruntularınızla, ne de Kitâp ehlinin
kuruntularıyla olur. Kötülük yapan, onunla
cezâlandırılır ve kendisine Allah'tan başka ne
dost, ne de yardımcı bulur (hiç kimse onu Allah'ın
cezâsından kurtaramaz). 124- Erkek veya kadından
her kim inanarak güzel işler yaparsa, işte onlar
cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa
uğratılmazlar. 125- Hangi insan, din bakımından,
iyilik edici olarak yüzünü (özünü) Allah'a teslim
edip dosdoğru İbrâhîm milletine (dinine) tâbi
olandan daha güzel olabilir? Allah İbrâhîm'i dost
edinmişti" (Nisâ:
94/123-125)
Bu âyetler, İslâmın özünü
ortaya koymaktadır. Kâh İbrâhîm milleti,
kâh hanîf olarak tanımlanan İslâmın üç
temeli vardır: Tevhîd, âhirete iman ve sâlih amel.
Kur'ân, Allah'ı birleyip yalnız O'na kulluk eden
herkesi, sözde müslüman olmasalar bile, özde
müslüman kabul etmekte ve cennetlik saymaktadır.
Kur'ân-ı Kerîm, insanlar
arasında
bozgunculuk yapmağa, savaş çıkarmağa çalışan
Yahûdîleri kınarken, dinlerinin ruhuna bağlı kalan
ılımlı insanları da övmekte, bütün bir milleti
kötü sıfatıyla damgalamamakta, kitaplarının
hükümlerini doğru uyguladıkları takdirde bolluk
içinde yaşayacaklarını bildirmekte ve onları,
kitaplarını gereğince uygulamağa çağırmakta,
Kitaplarının hükümlerini uygulamadıkça bir temel
üzerinde olmayacaklarını belirtmektedir (Mâide:
110/63-70).
İnananlar, hangi dinden olursa
olsun, Allah'a inanıp O'na tapanları, Allah'a
inanmayanlara tercih ederler. Nitekim İslâmın
Mekke döneminde, müşrik İranlıların, Kitâb ehli
olan Rumları yenmelerine üzülen müslümanlar, daha
sonra Rumların müşrik İranlılara gâlib gelmelerine
sevinmişlerdi[1].
İnananların, Allah'ı tanımayanları, Allah'a
inananlara tercih etmesi, gerçek imanla bağdaşmaz.
(Mâide: 110/81).
Rad: 87/23 de belirtildiği üzere
Kitap ehli, kendi Kitaplarını doğrulayan Kur'ân'ın
inmesinden sevinç duymuşlardır. Çünkü yeni vahyin,
Kitaplarını doğrulaması, kendi durumlarını
güçlendirir. Tevhîde bağlı olan Kitap ehli,
ibâdetin yalnız Allah'a yapılacağını, yalnız O'nun
yasalarına uyulacağını söylüyorlardı. Ancak
onların Kitâbı İbrânîce olduğu için Araplar onu
anlamıyorlardı. Şimdi o Kitâbın içeriği, son
derece vecîz bir üslûb ile Hz. Muhammed'e
vahyedilmekte, böylece Araplar da şirki bırakıp
yalnız Allah'a kulluk etmeğe çağırılmaktadır.
Kendilerinin inandıkları temel
prensipleri Araplara ve bütün putataparlara
inandırmak üzere indirilen ve İlâhî Kitâbı
doğrulayan; onları reddetmeyen, tersine koruyan,
gereğinin yapılmasını isteyen Kur'ân'ın
inmesinden, insaflı her Kitap sahibinin elbette
sevinç duyması gerekir.
İlâhî dinlerin özü birdir. Bu
dinler, insanları birbirine düşürüp düşman etmek,
kırdırmak için değil, aynı ülkü ve idealde
birleştirip kaynaştırmak için gönderilmiştir.
Dinlerdeki ayrılık, insan egoizminin ürünüdür.
A'râf: 39/59-93ncü âyetlerde bir
dizi peygamberin da'vet kıssalarındaki ortak
noktalar anlatılır:
Bütün peygamberler insanları bir
tek Allah'a kul olmağa, Allah'tan başka
tanrılaştırdıkları şeyleri bırakmağa da'vet
etmişler; kavimlerinin, özellikle servet ve mevki
ile şımarmış zengin takımı onları engellemeğe
çalışmış. Peygamber ne kadar öğüt vermiş, ne kadar
uyarmış ise uyarıları kâr etmemiş, nihâyet azâbı
hak eden inkârcı kavim İlâhî azâb ile yıkılıp
gitmiştir.
: 51- Ey elçiler, güzel şeylerden
yiyin ve yararlı iş yapın. Çünkü ben
yaptıklarınızı bilmekteyim.
52- Ve işte sizin
bu ümmetiniz, bir tek ümmettir; ben de sizin
Rabbinizim; benden korkun!
(Müminûn:
74/51-52)
Bu âyetlerde, bütün
peygamberlere helâl, güzel, temiz şeyleri
yemelerinin; iyi ve güzel işler yapmalarının
emredildiği anlatılmaktadır. Yani bütün
peygamberlerin getirdikleri dinin esası, helâl,
temiz şeyleri yemek, güzel işler yapmaktır.
"Ey Muhammed, her
peygambere verilen emir bu olduğu gibi, sana
verilen emir de budur. Ey peygamberler siz, o
putataparların, câhillerin uydurdukları hükümlere,
geleneksel dine bakmayın; güzel, temiz şeyleri
yiyin ve güzel işler, ibâdetler yapın!"
buyurulduktan sonra bütün elçilerin aynı
prensipleri öğütlediklerini belirtmek üzere:
"İşte sizin bu ümmetiniz,
bir tek ümmettir: Allah'a teslîm ve O'na kul olma
şerîatidir.
Ben de sizin Rabbinizim; benden korkun!"
buyurulmuştur. Burada
ümmet toplumsal din anlamındadır. Aynı ülkü
ve prensiplere bağlı olan din toplumunu belirtir.
Ayrıntılar değişik olsa da bütün
peygamberlerin dâvet kıssalarında ortak noktalar
bunlardır. Peygamber kıssalarının ortak
noktalarının anlatılmasındaki hikmet, onların
getirdikleri dinlerin birliğini, peygamberlerin,
birbirinin misyonunu sürdürdüğünü ve tamamladığını
vurgulamaktır. Üç İlâhî Kitap dikkatle okunursa,
bunların özünün bir olduğu, hepsinin de insanları
Allah'a kulluğa, güzel işler yapmağa, hümanizme
çağırdığı anlaşılır.
Peygamberlerin mesajları dil
bakımından ayrı ise de anlam ve ruh bakımından
birdir. Çünkü hepsinde vurgulanan temel prensip,
Allah'a ve âhirete iman ile, sadece Allah'a ibadet
etmek ve sâlih ameller yapmaktır. Her peygamber
ümmetine bunları anlatmağa çalışmıştır. Bundan
dolayı herhangi bir peygambere tabi olan,
ötekilerini de inkâr etmemek şartıyla
diğerlerine de tabi olmuş sayılır:"Biz,
O'nun elçileri
arasında
bir ayırım yapmayız (hepsine inanırız).
(Bakara: 92/285), "Onlar
ki Allah'a ve elçilerine inandılar, onlar
arasında
bir ayırım yapmadılar; işte onların da Allah, pek
yakında mükâfâtlarını verecektir. Şüphesiz Allah,
çok bağışlayan, çok esirgeyendir."
(Nisâ': 98/152) "Şüphesiz
iman edenler, Yahûdîler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler,
bunlardan her kim Allah'a ve âhiret gününe inanır,
iyi iş yaparsa elbette onlara Rableri katında
mükâfât vardır; onlara korku yoktur ve onlar
üzülmeyeceklerdir."
(Bakara: 92/62, Mâide: 110/69)
Kitap ehlinin, Hz.
Muhammed'e
gelen âyetlerin vahiy olduğuna inandıkları, birçok
âyette belirtilmiştir:
"Kendilerine bilgi verilenler, Rabb'inden sana
indirilenin, gerçek olduğunu, mutlak galib ve
hamde lâyık olan(Allah)ın yoluna ilettiğini
görürler.[2],
Kendilerine Kitâb
verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler.[3]
âyetleri bunlardandır.
Kitap ehlinden
bilgili olanların, Kur'ân'ın vahiy olduğunu
bilmeleri, Kur'ân'da anlatılan kıssa ve
prensiplerin, kendi kitaplarındaki kıssalara ve
prensiplere uygun olmasındandır. Hz.
Muhammed'in
okur yazar olmadığını, İbrânîce bilmediğini
düşünen Kitap sahipleri, ona gelen bu sözlerin,
kendi sözleri olamayacağını, bunların ona vahiy
yoluyla verildiğini anlayıp kabul etmişlerdir.
İşte Kur'ân, gerçeği itiraf eden böyle insaflı
dinbilimcilerini övmektedir. Aşağıdaki âyetler,
iyi niyetli din bilimci Kitap ehlinin, Kur'ân
karşısındaki tutumlarını anlatmaktadır:
"De ki: 'Siz
ister ona inanın, ister inanmayın. O, daha önce
kendilerine bilgi verilenlere okunduğu zaman
onlar, derhal çeneleri üstüne secdeye kapanırlar.
Rabbimizin şânı yücedir, gerçekten Rabbimizin
sözü mutlaka yerine getirilir!' derler. Ağlayarak
çeneleri üstüne secdeye kapanırlar ve Kur'ân,
onların derin saygısını artırır."
(İsrâ:
50/107-109)
"De ki: 'Hiç
düşündünüz mü: Eğer bu Kur'ân, Allah katından
olduğu halde siz onu tanımamışsanız;
İsrâîloğullarından bir şâhid de bunun benzerin(in
Tevrât'ta bulunduğun)a tanık olup inandığı halde
siz inanmağa tenezzül etmemişseniz durumunuz nice
olur?' "
(Ahkaf: 66/10)
"Kendilerine
Kitap verdiğimiz kimseler, ona indirilen
(Kur'ân)dan sevinirler... De ki: 'Benimle sizin
aranızda Allah'ın ve yanında Kitap bilgisi
bulunanların tanık olması yeter.'
(Ra'd: 87/36,
43)
"Kitap ehlinden
öyleleri var ki Allah'a inanırlar, size indirilene
ve kendilerine indirilene inanırlar; Allah'a karşı
saygılıdırlar; Allah'ın âyetlerini birkaç paraya
satmazlar. Onların mükâfâtı da Rableri katındadır.
Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir."
(Âl-i İmrân: 94/199)
"Fakat içlerinde ilimde
derinleşmiş olanlar ve mü'minler, sana indirilene
ve senden önce indirilene inanırlar. O namazı
kılanlar, zekâtı verenler, Allah'a ve âhiret
gününe inananlar var ya, işte onlara büyük mükâfât
vereceğiz!" (Nisâ':
98/162)
"Resule indirilen(Kur'ân)ı
dinledikleri zaman, tanıdıkları gerçekten dolayı
gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün.
Derler ki:
'Rabbimiz, inandık, bizi şâhidlerle beraber yaz!
Biz Rabbimizin bizi iyiler
arasına
katmasını umarken neden Allah'a ve bize gelen
gerçeğe inanmayalım?' Bu sözlerinden dolayı Allah
onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde ebedi
kalacakları cennetler verdi. Güzel hareket
edenlerin mükâfâtı işte budur!"
(Mâide: 110/83-85)
Bu âyetler Kur'ân
vahyini kabul eden Kitap ehlini övmekte ve onlara
da ebedî saâdeti, cenneti va'detmektedir.
Peygamber Aleyhisselâm'ın devrinde Kur'ân'ın
Hakk'ın vahyi olduğunu kabul eden insaflı
dinbilimcileri olduğu gibi, bugün de Kur'ân'ı
okuyan insaflı dinbilimciler çıkmaktadır. Bunların
hemen dinlerini bırakacaklarını beklemek fazla
iyimserlik olur. Ama bunların, Kur'ân'ın vahiy
olduğunu, onu getiren insanın peygamber olduğunu
kabul etmeleri, ebedî saâdetleri için yeterlidir.
Kur'ân-ı Kerîm, Kitap ehlini,
dinlerini tamamen bırakmağa değil, şirki bırakıp
tevhîd sözünde birleşmeğe çağırmaktadır. İşte Âl-i
İmrân: 94/64 de Kitap ehliyle müslümanlar
arasında ortak
olan söz, İslâm kelimesinde özetlenen bu tevhîd
prensibidir. Kur'ân, Allah'ın birliğine inanan ve
yalnız O'na tapan insanların, birbirlerine destek
olmalarını, tek Allah'a iman ve ibâdette
birleşmelerini istemektedir:
"De ki: 'Ey Kitap ehli, bizim ve
sizin aramızda ortak olan söze gelin: Yalnız
Allah'a tapalım, O'na hiçbir şeyi ortak
koşmayalım; birbirimizi Allah'tan başka rablar
edinmeyelim." (Âl-i
İmrân: 94/64)
Bakara: 92/62nci âyetin tefsîrinde
İmam Kuşeyrî şöyle diyor:
Asıl bir olunca yolun ayrılığı,
güzel kabul görmeğe engel olmaz. Her kim yüce
Allah'ın âyetlerini doğrular, O'nun kendi zâtı ve
sıfatları hakkında söylediklerine inanırsa;
şerîatin farklı olması, isim ayrılığı, rızâyı
kazanmaya zarar vermez. Bundan dolayı (Allah
taâlâ): 'İman edenler, Yahûdî olanlar...' dedi.
Sonra da:
'Bunlardan her kim inanırsa...' dedi. Yani
marifet(gerçek bilgi)lerde ittifak ederlerse,
hepsine de güzel gelecek ve bol sevâb vardır.
Mü'min Hakk'ın güvencesinde olandır. Kim yüce
Hakkın güvencesinde bulunursa, elbette onlara
korku olmaz ve onlar üzülmezler."[4]
Kuşeyrî, Mâide
Sûresinde yinenelen aynı âyet için de şu tefsîri
yapmıştır:
(Allah taâlâ)
bildirdi ki: 'İnsanlar tevhîd temeli üzerinde
birleştikten sonra hâlleri değişik olsa da
vaîdden güvencede olur (cehenneme girmez, cezâ
görmez), bol mükâfâta ererler."[5]
[1]
. Rûm: 84/1-5. âyetler
[4]
. Kuşeyrî, Letâiful-İşârât: 1/96
[5]
. Letâiful-İşârât: 1/134
|